ISO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ISO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Haziran 2009 Salı

Kedicix

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

Haftaiçi fotoğraf çekme şansım olmadı. Haftasonu'nu iple çektim. Cuma akşamından makinemin bataryalarını şarj edip cumartesiye hazırlandım :) Hakikate bela bu fotoğraf işi. İnsan birşeyler çekmeden duramıyor.

Cumartesi günü sabah erkenden Özgür'lere kahvaltıya gittik. Özgür'lerin apartman bahçesinde yaşayan bir sürü ufak kedi var. Tabii görür görmez saldı...eeee yani fotoğraflarını çektim.


(250mm, f/8, 1/250s, ISO 100)

Açık konuşacam ben kedileri çok sevmem. Fakat bu ufaklıklar fazla şirindi. Bu beyaz kedicikin gözlerinin biri yeşil, öbürü de mavi. Son derece orjinal bir kedi. Zaten fazlaca da hareketli. Bir oltanın ucundaki fırdöndüye kafayı takıp, bizlere değişik akrobatik şovlar sundu.


(155mm,f/5.6,1/800s,ISO 160)

Parlak güneş ışığında bembeyaz kedileri çekmek aslında büyük bir sorun. Güneşin sert ışığı nasıl bizim gözümüzü alıyorsa, makinemizin sensöründede güçlü bir etki yaratıyor. Sonuç olarak çektiğimiz beyaz ve detaylı objeler bu parlama yüzünden bütün detaylarını yitiriyorlar. Kedi'nin tüyleri, dalgaların oluşturduğu beyaz köpükler, kuşların kanatları, beyaz gömleğin kumaş deseni ve beyaz tarihi eserlerin detayları, güneş ışığı yüzünden detaylarını kaybedebilecek objelerden sadece birkaçı.

Allahtan makinelerimizin sensörleri bu konuda başarılı. Yeni nesil SLR'larımızda parlak bölgelerin detaylarını korumak amaçlı bir mod var. Benim makinede "D-Range", canonlarda "Highlight tone priority" gibi isimlere sahp olan bu sistem sayesinde gölgelerdeki detaylardan biraz feragat edip parlak noktalardaki detayları önplana çıkarabiliyoruz. Açıkçası pek kullanmadım makinemin bu özelliğini. Bu özelliği açtığınızda makinenin minimum ISO değeri 200'e çıkıyor. Bu da pek istediğim bir şey değil.

Eğer çekimi RAW yapıyorsak bu detayları yeniden kazanma şansımız var. ACR'nin recovery seçeneği ile parlaklıktan dolayı kaybolmuş bir sürü detayı geri kazanabiliyoruz. Ne mutlu bize ki makinelerimiz gözle görülebildiinden daha fazla detay depolayabiliyor. Ayrıca parlaklıktan dolayı oluşan ışık "bulutu"nu da "Clarity" düğmesini pozitif tarafa çekerek yok edebiliyoruz. Özellikle detayları ortaya çıkarmak istediğimizde "Clarity" düğmesi çok işe yarıyor.


(200mm, f/8, 1/100s, ISO 800)

Kedilerimize geri dönersek; ışık azaldığında, hareketi yakalamak daha da zor oluyor. Uygun enstantane değerini yakalamak için ISO'dan feragat etmemiz gerekiyor. Bu kedicik de her ne zannetiyse yaprak ile çok ciddi bir savaş içerisinde.


(230mm, f/8, 1/80s, ISO 800)

Bu ufaklıkta herhalde Shrek'deki "Puss in Boots"adlı kediden daha şirin. Zaten küçükken bütün hayvanlar şirin oluyor. Bu kediciklerin bütün fotoğraflarını görmek için buraya tıklayabilirsiniz.

Kedilerin fotoğraflarını çektikten sonra uzun bir Bebek -> Arnavutköy -> Ulus gezisi yaptık. Orada da çok güzel fotoğraflar çektim, fakat onlar başka bir yazının konusu ;)

Bu arada geçtiğimz hafta içerisinde Pentax Turkey'e üye oldum. Herhalde dünyanın en canayakın fotoğraf topluluğu Pentax Turkey. Son derece yardımsever ve paylaşımcı üyeleri var. Pentax makinesi sahibi değilseniz bile siteye üye olup, forumları gezmenizi tavsiye ederim. Her türlü sorunuza sıkılmadan ceap veriyorlar ve tecrübelerini paylaşıyorlar.

Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

8 Haziran 2009 Pazartesi

Formula 1

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

Geçtiğimiz haftasonu İstanbul büyük günlerinden birini yaşadı. Dünyanın en büyük motor sporu organizasyonu Formula 1'in sıradaki etabı, geçen haftasonu İstanbul'da gerçekleşti. Şansıma sponsorlardan birinden(acaba hangisi :P) cumartesi günü sıralama turlarına, Gold tribüne bilet buldum ve tabii ki gidip bol bol fotoğraf çektim.


(29.4mm, f/5.6, 1/800s, ISO 100)

Açıkçası katılım düşüktü. Tribünler boştu. Bu aslında fotoğraf çekmek isteyen bir kişi için iyi bir şey. İstediğim noktaya gidip fotoğraf çekebiliyordum. Ama katılımın bu kadar az olması, bana maalesef ülkemizde motor sporlarının geleceğinin pek parlak olamayacağını gösterdi.

F1 sıralama turlarından önce Porsche Cup sıralama turları vardı. Bu turlar başlar başlamaz hemen tribünün ön tarafına koştum. Amacım olabildiği kadar yakından ve güzel fotoğraflar çekmekti.


(250mm, f/8, 1/1250s, ISO 100)

Porscheler ısınma turlarını atarken ben de ısınma çekimlerimi yapıyordum. Çok fazla panning tecrübem yoktu ve panning tekniği ile fotoğraf çekmek için olabilecek en iyi ortamdaydım. Önce normal "zamanı dondurduğum" fotoğraflar çekmekle başladım.

Bu fotoğrafları çekmek için makinemin P modunu kullandım. Belki de Tv modunu kullanmak daha doğru olacaktı ama ışık miktarını bildikten sonra hangi modu kullandığınızın pek önemi kalmıyor. Ayrıca makinemin D-Range özelliğini de açarak parlak bölgelerde detay kaybının önüne geçtim.

P modu sayesinde aperatür değeri, Entegre MTF tablosu üzerinden, her zaman en yüksek netlik sağlayabileceği değere sabitleniyordu. Bu değere uygun olacak şekilde de Enstantane değerleri hesaplanıyordu.

Normal fotoğraflar ile ısındıktan sonra sıra panning'e gelmişti.


(92.5mm, f/16, 1/40s, ISO 100)

Panning tekniği şu şekilde oluyor: Hızlı hareket eden bir objeyi kadraja oturttuktan sonra deklanşöre basıp, enstantane süresi boyunca objeyi takip ediyorsunuz. Bunu yaparken objenin kadrajdaki yerini bozmamanız lazım. Ciddi miktarda alıştırma gerektiren bir iş.

SLR makinelerin yapısından dolayı deklanşöre bastığınız anda makine içerisindeki yansıtıcı ayna yukarı kalkıyor. Bu andan itibaren enstantane süresi boyunca vizörden hiç bir şey göremiyorsunuz. Bu yüzden panning yaparken kadrajı gözlerinize güvenerek değil, içgüdülerinize güvenerek taşıyorsunuz.


(250mm, f/16, 1/60s, ISO 100)

Yavaş giden arabalar için 1/20, 1/30 saniye gibi değerlerde panning çalışmaları yapılabilse bile, bu Porscheler kesinlikle yavaş değillerdi. 1/40 saniyede düzgün yakalayabilmek çok zordu. 1/60'da anca net sonuçlar elde edebildim.

Bu enstantanede uygun ışığı sağlamak için Manuel modu kullanıyordum. Aperatür değerini f/16'ya kadar kıstım ve ISO'yu 100'e çektim. Bu şekilde uygun çekimler yapabildim.

O güne kadar Formula 1'i sadece televizyondan izlediğim için Formula 1 arabalarının bu Porschelerden sadece biraz daha hızlı olacağını düşünmüştüm.

Ne kadar da yanılmışım!!!

İlk Brawn/Mercedes sıralama turları için piste çıktığında önce ses ile sarsıldım. Araçların çıkardıkları ses miktarı bir anda beni kendime getirmişti. Zaten o beyaz/sarı araba pit alanından piste çıktığı anda, şu ana kadarki yaptığım ısınmaların boşuna olduğunu farketmiştim. Asıl şoku aynı araba neredeyse bir dakika sonra, bütün pisti bitirip tekrar önümden geçtiğinde yaşadım!!

Bu arabalar biraz fazla hızlıydı!!!


(230mm, f/8, 1/2000s, ISO 400)

Önce normal pozlar ile başladım. Enstantane hızını 1/1000'in üzerinde tutmak için bazı pozlarda ISO'yu 400'e çıkardım. Pentax k20d nin ISO 400 performansı çok başarılı olduğundan fotoğraflarda pek gürültü oluşmadı. SLR'ların deklanşör gecikmesi çok kısa olduğundan dolayı bu tip fotoğraflarda çok daha başarılı sonuçlar alınabiliyor. Deklanşöre bastığınız anda ayna kalkıyor ve fotoğrafı çekebiliyorsunuz.

Zaten araba önünüzden geçerken tek bir fotoğraf çekmiyorsunuz. Sürekli çekim modunda deklanşöre basılı tutup birden çok fotoğraf çekiyorsunuz. Ne çıkarsa bahtınıza :)


(250mm, f/8, 1/1250s, ISO 400)

Mesela bu fotoğrafın kadraja bu kadar tam oturmuş olması tamamen şans. Yoksa mümkün değil kadrajı tam oturtup da takip etmek. Zaten kadrajı da bu kadar doldurmamak da lazım :)

Bu noktadan sonra panning denemelerine başladım. 1/60 enstantane süresi ile denemelerim genel olarak hezimetle sonuçlandı. 1/60 saniye içinde araçlar o kadar uzun bir yol alıyorlardı ki, size göre olan açıları değişiyordu. Bu yüzden istediğiniz kadar sabitlemiş olun, aracın önü ve arkasında netlik kaybı oluşuyordu.


(250mm, f/16, 1/60s, ISO 100)

Bu yüzden kısa süre sonra 1/60s ile denemekten vazgeçtim. Enstantane değerini 1/80s'ye ayarladım. 1/80'de bile yakalamak oldukça zordu. Fakat artık alışmıştım. Sıralama turlarının sonuna doğru yaklaştıkça daha başarılı fotoğraflar çekmeye başladım.


(120mm, f/16, 1/80s, ISO 100)


(77.5mm, f/16, 1/80s, ISO 100)

Günün sonu geldiğinde 400 deklanşör geçmiş, kulaklarım duymaz olmuştu. Fakat kesinlikle değmişti. Bir çok güzel fotoğraf çekmiştim. (Bu fotoğrafların hepsine buraya tıklayarak erişebilirsiniz)

Sıralama turlarını kimin kazandığını ise hala bilmiyorum :)

Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

14 Nisan 2009 Salı

Kullanım Kılavuzu Mk2

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

Bebekler inanılmaz şeyler. O kadar ufak ve bilinçsiz gözükmelerine karşın herşeyi anlıyorlar. Cin gibiler. Örneğin fotoğraf makinesini doğrulttuğunuzda hemen dönüp poz veriyorlar. Kuzenimin oğlu minik Berker'de geçtiğimiz günlerde bize yaptıkları ziyarette bana bir çok poz verdi.



Fotoğraflardan da anlayabileceğiniz gibi elektroniğe meraklı biraz. Birlikte Test Drive: Unlimited oynadık bir süre. Uzun bir süre değil. Çünkü dikkatimiz biraz çabuk dağılıyor.

Tabii ki Berker'in dikkati bir an geldi sürekli kendisine doğrultulan fotoğraf makinesine takıldı. Ben de Canon Eos 400d'mi boynumdan çıkartıp Berker'e verdim. Lensle oynayacağını veya LCD ekrana bakacağını düşündüm. Fakat Berker'in minik elleri fotoğraf makinesinin modlarını ayarladığımız büyükçe düğmeye gitti ve bir yandan bana bakarken bir yandan da o düğmeyi çevirmeye başladı.

Berker 5 saniye içerisinde sıkılıp bıraktı. Bilmiyordu ki ilk ilgisini çeken düğme aslında herhangi bir fotoğraf çekmeden önce atılan ilk adımı simgeliyordu. Gerçekten de bu Mod tekerleği (Mode Dial) bütün fotoğraflarımızın ilk adımını teşkil ediyor. Çekeceğimiz fotoğrafın sonucuna karar vermek aslında bu noktadan başlıyor. Her istediğimiz fotoğrafı her modda çekemeyiz. Çoğu modun kendine özgü teknikleri bile var. Kullanım kılavuzunda ise sadece bu modların çok kısa tanımlamaları anlatılıyor.

Bu yazıda kullanım kılavuzuna bir kaç ek yapacağım. Pozlama modlarını, ne manaya geldiklerini ve nasıl kullanıldıklarını anlatacağım.



Auto - Otomatik Mod

Sizin için herşeye karar veren mod. Eğer makinenizi sizi çekmesi için garsona, arkadaşınıza veya yoldan geçen birine verecekseniz hemen makinenizi bu ayara getirin. Alan derinliği, ISO, enstantane hızı gibi parametrelerle sizi meşgul etmez. Işığa bakar, eğer gerekliyse flaşı açar. Kısacası sizin yerinize düşünür.



Genelde başarılı sonuçlar verse de otomatik modu kullanmayı gururumuza yedirememek gibi bir saplantımız var nedense. Evet SLR makineler sayesinde fotoğraf çekmeyi sanat haline getirecek kalitede fotoğraflar çekebiliyoruz. Makinenin değişik modları sayesinde gerçekten fotoğrafın karakterini etkileyici bir şekilde değiştirebiliyoruz. Fakat çektiğimiz bütün fotoğraflar sanat eseri statüsünde olmak zorunda değil! Arkadaşlarımız ile eğlenirken, tatil yörelerini, tarihi mekanları gezerken anın tadını çıkarmak yerine, aperatür değerini kaç seçmek gerektiğin veya ISO'yu yükseltmenin gerekip gerekmediğini düşünmekle vakit geçirmek açıkçası angarya olabiliyor.

Ama evet! Ben de çok seviyorum o ayarlar ile oynamayı. Bana makinenin sahibinin ben olduğumu ve çektiğim fotoğraflarda bir etkim olduğunu hissettiriyor. Ben de pek kullanmıyorum otomatik mod'u. Fakat sebebi makinanın yaptığı seçimlere güvenmemem değil. Otomatik mod'u kullanmamamın bambaşka bir sebebi var! Otomatik modda çektiğimiz fotoğrafları maalesef RAW biçimde kaydedemiyoruz. Bu durumda çekmiş olduğumuz fotoğrafın temel tonlama verileri için makinemizin içindeki işlemciye güvenmek durumunda kalıyoruz.

Çoğu makinede Otomatik moddan önce gelen bir kaç mod seçeneği daha mevcut. Portre çekimi, manzara çekimi, yakın çekim, spor çekimi, gece çekimi, flaşsız çekim gibi. Bu ön ayarlı modlarda tam otomatik modun müdahele sınırlarını belirliyoruz. Örneğin manzara modunda aperatür genişliği kısık tutularak geniş bir alan derinliği sağlanıyor. Portre modunda ise alan derinliği olabildiği kadar dar tutulup arka plan objelerinin kadrajı kalabalıklaştırması engelleniyor. Açıkçası eğer ben manzara veya portre çekeceğim diye ayar düğmesini kaydırmayı düşünüyorsam, biraz daha zaman ayırıp, uygun aperatür ve enstantanteyi kendim ayarlayıp o şekilde çekmeyi tercih ederim. Bu seçenekler arasında tek kullandığım seçenek, flaşsız seçeneği. Özellikle müzelerde veya akşam üstü eşimle gezerken eğer kendimi de kadraja dahil etmem gerekiyorsa, fotoğraf makinesini birisine vereceğim zaman bu modu tercih ettiğim oluyor.

Yaratıcı modlar:

Bu modlar P,Tv,Av ve M modları. Bu modları anlatmaya geçmeden önce fotoğrafımızın ışığını oluşturan faktörleri hatırlayalım. Diyafram aralığı, yani aperatür, sensör üzerine düşecek ışığın miktarını, Enstantane de süresini belirtiyodu. Bu iki değerin yanısıra ISO değeri sensörün hassaslığını ve son olarakta pozlama değeri de fotoğrafın parlaklık seviyesini belirtiyordu. Her ne kadar pozlama değeri bir sonuç olarak görülebilecek olsa da, ben pozlama değerini de bir parametre olarak düşünmenin daha doğru olduğuna inanıyorum.

Bu değerlerden ISO değerinin kontrolu tamamen bizim elimizde. Makinemizin "yaratıcı mod"ları, kalan üç değerin ikisine müdahele etmemizi sağlıyor. Bu iki değeri değiştirerek üçüncü değerin durumunu gözlemleyebiliyoruz.

Sadece bir istisna var:

P - Program Modu

Program modu aslında en kullanışlı modlardan biri. Özünde otomatik mod ile aynı başlangıç işlemine sahip. Fakat çekim değerlerini seçtikten sonra size müdahele şansı tanıyor. Bir kere ISO tamamen sizin kontrolünüzde. Pozlama miktarı da sizin kontrolünüzde. Ekrandaki parlaklık cetveline müdahele edip çektiğiniz fotoğrafın parlak veya koyu çıkmasına karar verebiliyorsunuz. Odaklama şekli, beyaz dengesi gibi değerler de sizin kontrolünüzde. Deklanşöre yarım basıp odaklama ve ışık ölçümünü gerçekleştirdiğiniz anda makine size otomatikman enstantane/aperatür değeri öneriyor. Bu noktada tekerleği çevirerek aynı ışık değeri için diğer enstantane/aperatür ikili değerlerini seçebilyorsunuz. Diyelim ki aperatürü bir durak kadar kıstınız, enstantane de hemen bir durak kadar uzayacaktır. Bu sayede alan derinliğine de müdahele şansınız olabiliyor. Ayrıca P modunda flaşı açtığınızda enstantane hızı otomatikman 1/60'a ayarlanıyor....evet flaşın açılıp açılmayacağı da sizin kontrolünüzde.

Aslında P modu son derece başarılı bir mod. P modunda çektiğiniz fotoğrafları RAW olarak kaydetme şansınız da var. Makinenin verdiği değerler ise genelde son derece başarılı. Fakat makine bu değerleri anca siz odaklamak için deklanşöre yarım bastığınız zaman veriyor. Yani önceden enstantaneyi/aperatürü ayarlayıp, ayarladığınız değerler ile çekim yapma şansınız yok. Ama zaten diğer modlarda da ışık ölçümü yapmadan fotoğraf çekme şansınız pek yok.

Fakat öyle bir zaman gelir ki, fotoğrafını çekmek istediğiniz nesne hızlı bir şekilde yanınızdan gelip geçer ve siz deklanşöre bastığınızda makineniz P modundaysa sadece objenin hareketinden kaynaklanan bir hareket bulanıklığı(motion blur) görürsünüz. İşte o anda keşke makineyi Tv modunda kullansaymışım dersiniz.

Tv- Enstantane Öncelikli Mod (Shutter Priority)

Tv modu aslında hareket modu. Eğer fotoğraf çekeceğiniz yer/ortam herhangi bir şekilde hareket içeriyorsa ve siz bu harekete hükmederek fotoğraf çekmek istiyorsanız, makinenizi Tv moduna ayarlamanızda fayda var. Enstantane öncelikli Tv modunda siz bir enstantane değeri seçiyorsunuz. Bu enstantane değerinin yanısıra bir de pozlama değeri ayarlıyorsunuz. Asıl öncelik enstantane değerinde olduğundan dolayı tekerlek enstantene değerini ayarlamanızı sağlıyor. Pozlama değerini ayarlamak için (Canon Eos 400d'de) LCD ekranın sag ust kosesindeki, yanında AV yazan kutucuğun düğmesine basılı tutup tekerleği çeviriyorsunuz.

Makineniz ise bu iki ayarladığınız değer üzerinden aperatür değerini hesaplıyor ve size sunuyor. Eğer yeteri kadar ışık yoksa veya çok fazla ışık varsa, odaklamayı yaptığınızda, yani ışık ölçümü yapıldığında, vizördeki aperatür değeri yanıp sönmeye başlıyor. Bu ya lensinizin en geniş aperatürünün uygun bir parlaklık sağlamak için yetersiz geldiğini, ya da en kısık aperatürün bile sensör üzerindeki ışık miktarını düşürmeye yetmediğini belirtir. Bu noktada ISO değerini değiştirerek duruma müdahele edebilirsiniz.

Tv modunda flaş, siz açmadıkça çalışmaz. Fakat flaşı açmak maksimum enstantane değerinin düşmesine sebep olur. Normalde flaşın senkronlanma değeri 1/250s dir. Bu yüzden flaş açıkken Tv modunda 1/250s'den daha hızlı bir enstantane değeri elde edemezsiniz.

Tv modu, içinde hareket geçen ve zamanı dondurmak istediğiniz durumlarda kullanılır. Bir çok hareketi 1/250s gibi bir enstantane değeri ile "dondurabilirsiniz". Kuşların kanatlarını çırpışını, Kewell'in serbest vuruşunu, F1 arabasının önünüzden geçişini veya bir balıkçının oltasını atışını 1/250 ve daha büyük enstantane değerlerinde "yakalayabilirsiniz"



Bu fotoğrafta balıkçının kurşunu, oltasının eğrilme miktarı gibi normalde göremeyeceğimiz detayları yakalayabiliyoruz. Tv modunda 1/1600s olarak ayarladığım enstantane hızı ile bu fotoğrafta zamanı dondurabildim.

Bazen'de hareketin akmasını istersiniz. Fakat yine de enstantane hızının kontrolü sizde olmalıdır. Kasten enstantanenin düşük tutulduğu bir çok teknik mevcut. Bunlardan biri panning.



Bu fotoğrafı Muğla ile Bodrum arasındaki yolda bir benzincide çektim. Bir çok denemem arasında en neti buydu. Son derece aydınlık havada ISO değerini 100, enstantane değerini 1/20s ye indirdiğimde TV'modu aperatür değerini f/25'e ayarladı! 55mm odak uzunluğuna ayarladığım objektif ile yola dik bir şekilde durdum ve arabaların gelmelerini bekledim. Arabayı sürekli odaklanmış tutmam gerekiyordu. Her ne kadar f/25 için alan derinliği sorun olmasa da, Ben odaklama sistemimi takip amaçlı kullanılan "AI Servo" moduna ayarladım. Bu sayede lensim sürekli olarak odak ayarı yapacaktı.

Arabalar yaklaştığında onları kadraja alıp takip etmeye başladım. Bakış açım yola dik gelmeden çok az önce deklanşöre basıyordum ve kadrajda takibe devam ediyordum. Yaklaşık 10-15 poz çektikten sonra Bodrum'a doğru yolumuza devam ettik. Eve geldiğimde çektiğim panning pozlarından en netinin bu fotoğraf olduğuna karar verdim.

Arabanın netliği çok fazla olmayabilir. Fakat arkaplandaki hareketin bulanıklığı arabayı gerçekten ön plana çıkarıyor. Zaten hareket olmasa bile her fotoğrafta arka planın bulanıklığı ana objeyi daha öne getiriyor.

Zaten bu yüzden fotoğraf makinamızın Av modu var.

Av- Aperatür Öncelikli Mod (Aperature Priority)

Ben fotoğraf makinemi en çok bu modda kullanıyorum. Çünkü ana tekerleği kullanarak alan derinliğini ayarlayabiliyorsunuz. Bu mod sayesinde isterseniz dar alan derinlikli portreler, isterseniz de çok geniş alan derinlikli manzaralar çekebilirsiniz. Aperatür öncelikli Av modunda siz bir aperatür değeri seçiyorsunuz. Bu aperatür eğerinin yanısıra bir de pozlama değeri ayarlıyorsunuz. Pozlama değerini ayarlamak için aynen Tv modunda olduğu gibi Av kutucuklu düğmeye basıp tekeri çevirmeniz lazım.



Güzel çıkmış değil mi? Arkaplanda duran bizim balkonun beyaza boyanmış ahşap kapısının kirişlerini ben burada belirtmesem hiç farketmeyeceksiniz bile. Bu blendax güzeli fotoğrafına ileride yine değineceğim.

Alan derinliğini ayarlarken çok kullanmadığım fakat faydası dokunabilecek bir özellik var. Makinemizin lensini çıkarmak için kullandığımız düğmenin biraz altında ufak bir düğme daha var. Bu düğmenin adı "DOF preview". "Alan derinliği öngörüsü" olarak çevirebiliriz. Bu düğmeye bastığınızda diyafram belirlediğiniz aperatür değerinde kapanır ve vizörden elde ettiğiniz alan derinliğini gözlemleyebilirsiniz.

Uygun aperatür değerini ve pozlama değerini seçtikten sonra makinemiz bize gerekli olan enstantane hızını belirtiyor. Eğer gördüğünüz enstantane hızı yanıp sönüyorsa ortamda çok ışık var demektir. Bu durumda aperatürü kısmanız gerekecektir.

Av modunun başka bir avantajı ise lensin netliğine müdahele edebilmeniz. Geçen yazımda da belirttiğim gibi, genelde lensler en keskin görüntülerini, aperatür genişliğini, maksimum genişliğin 1 tam durak altına getirdiğinizde elde ediyorlar. Av modunda bu keskinliğe tam olarak hükmedebiliyorsunuz. Örneğin 18-55 kit lens ile 50-55mm odak aralığında, f/8 aperatür kullandığınızda erişilebilecek en keskin görüntüyü elde edersiniz.

Av modunda flaş, siz açmadıkça çalışmaz. Flaşı açmanız da P modundaki gibi enstantane değerine bir sınır koymaz. Bu sayede aşağıdaki gibi fotoğrafları Av modunda çekebilirsiniz.



Bu fotoğrafta odaklama ve ışık ölçümü karanlık ortama göre yapıldığından enstantane değeri uzun seçildi. Flaş ilk çaktığında ön planda bulunan bütün nesneler (yani ben ve Selin) aydınlandı. Arkaplan ise diyaframın uzun süre açık kalması sonucu fotoğrafa eklenebildi. Zaten alan derinliği az olduğundan dolayı arka plan bulanıklaşmış. Bu sayede el titremesinden dolayı oluşan bulanıklık rahatsız edici olmaktan çıkmış.

Gece turistik/tarihi bir mekan çekiyorsanız Av modu + flash bayağı başarılı bir kombinasyon oluşturuyor. Ama zaten flaş ile fotoğraf çekiyorsanız elinizde kullanabileceğiniz çok daha iyi bir mod var.

M- Manual Pozlama (Manual Exposure)

Manual pozlama bir çok profesyonelin tercih ettiği mod. Hatta bir çok kişiye göre SLR makinenin kullanılması gereken tek modu. Hem enstantaneyi hem de aperatürü kendi başınıza ayarladığınız bu modu, bir gün fotoğraf makineme tamamen hakim olduğumda belllllki ben de kullanacağım. Fakat o güne kadar bu modun benim için tek bir kullanım yeri var: Flaşlı çekim.

Manual pozlamada ana tekerlek enstantane hızını ayarlıyor, aperatürü ise Av kutulu düğmeye basılı tutup tekerleği çevirerek ayarlıyoruz. Bunu yaparken vizörden pozlama değerine bakıp bu değeri uygun seviyeye getiriyoruz. Odaklayıp, fotoğrafımızı çekiyoruz.

İşte benim tam olarak manual pozlama modunun neden bu kadar çok yüceltildiğini anlayamadığım nokta burada başlıyor. Vizörden bakıp uygun noktaya getirmeye çalıştığımız pozlama değerini zaten genelde hep 0 a getirmeye çalışıyoruz. Kimi durumlarda bir durak daha az pozlamamız gerektiğini biliyorsak, pozlama cetvelinde -1 değerini yakalamaya çalışyoruz.

Anlamadığım nokta şu: Zaten hedefimiz belliyse ve elimizde bu denklemin çözümünden yola çıkan iki güzel mod varsa biz neden hala denklemi çözmekle uğraşıyoruz. Ben bu sorunun cevabını hala tam olarak bulamadım. Bulduğum en yakın cevap -2 veya +2 pozlama değerinin altında veya üzerinde pozlama değerlerine ihtiyacım olduğunda manual pozlamayı kullanabileceğimdi....bununla ilgili bir kullanım yeri açıkçası bulamadım.

Ta ki flaştan endişe etmeyi bırakıp onu sevmeye başlayana kadar!(Dr. Strangelove!)

Aslında flaş denklemi çok basitti. P modunda da otomatik modda da flaş için 1/60s enstantane seçiliyordu. Pozlama değeri, işin içine flaş girdiğinde bayağı manasız kalıyordu. Zaten enstantane ve pozlama denklem dışına çıkınca kalan iki değeri(ISO, f/stop) olabilecek en iyi noktaya getirmek bana güzel flaşlı fotoğraf sağlayacaktı.



Mesela neredeyse tamamen karanlık ortamda çekilen bu fotoğrafta renkler gayet canlı çıkmış. Kullanılan değerler 18mm odak, f/8, 1/60s enstantane ve ISO 100. Flaş inanılmaz bir parlama yapıp fotoğrafın dengesini bozmamış. Ama biraz daha yakından çekilse bu denge bozulabilirdi.

Bunu engellemek için makinemizin bir seçeneği mevcut. Menüden Flash Exposure Compensation seçeneğini ayarlayarak flaş parlamalarını azaltabiliriz. Eğer fotoğrafını çekeceğimiz obje yakınsa bu değeri negatif tarafa çekerek flaş parlamalarında ciddi bir azalma sağlayabiliriz. Hatta custom functions'dan bu özelliği makinenizin "set" tuşuna atayabilirsiniz. Normalde "set" tuşu fotoğraf stili(Picture Style) seçmeye yarar. Fakat RAW çekiyorsanız bu değeri DPP'de sonradan fotoğrafınıza ekleyebilirsiniz.

Umarım kullanma kılavuzuna yaptığım bu ufak ek işinize yarar. Bir sonraki yazıda Selin'in "blendax güzeli" fotoğrafını inceleyeceğiz ve nasıl bu kadar parlak hale geldiğine bakacağız.

Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

4 Nisan 2009 Cumartesi

Karlar Düşer

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

Aşağıdaki fotoğrafı kayınpederim çekti. Kullandığı cihaz Nokia 6233. Çok sevdiğim bir fotoğraftır. Cep telefonu kameralarının güzel yanı genelde "o an" da elinizin altında bulunabiliyor olmaları....kötü yanları ise sensörlerinin ufaklığı yüzünden bu fotoğrafta olduğu gibi "karlanma" oluşması.



Gerek kompakt makinelerde, gerekse cep telefonu kameralarında kullanılan sensörler, ufak tip sensörler. Düşük ışıkta yapılan çekimlerde yeterince detayı yakalayabilmek için bu sensörlerin hassasiyeti genellikle otomatikman yükseltilir. Bu hassasiyet yükselmesi sonucunda da fotoğrafta istenmeyen gürültüler oluşur.

Fakat bu gürültü oluşumu sadece bu makinelere özel bir durum değil. Çekim anında fotoğrafın oluştuğu yüzeyin hassasiyeti arttıkça bu tip karlanma oluşumu beklenen bir durum.

Tabi ki her parametre gibi bu ışık hassaslığının da bir birimi var. Filmli makineler için bu birimin adı ASA idi. Dijital makineler için ise bu birimin adı ISO.

Filmli makineler zamanında fotoğrafçılar nasıl çalışıyorlarmış hakkaten aklım sırrım ermiyor. Dijital makinelerin çoğunda artık ISO, takılı olan filmin değiştiremediğiniz bir özelliği değil. Bir kaç tuşa basarak ISO değerini değiştirmeniz mümkün. Hatta çoğu makinenin ışık durumuna göre ISO yu kendi kendine ayarlama özelliği mevcut.

Peki "yaklaşık olarak kaçtır" bu ISO değeri. ISO nun alabileceği bir çok değer var. Film üreticileri zamanında 50 ve binom katları şeklinde bir standard koymuşlar. Yani ASA 50, ASA 100, ASA 200, ASA 400 gibi. Dijital makinelerde ise bu değeri oyuncak gibi değiştirebilliyoruz. Benim makinemde 5 tane değerden birini seçmek zorundayım 100 200 400 800 1600. Diğer makineler daha fazla seçim sunabiliyor.

Tabii ki ISO yu yüksek tutmanın ve düşük tutmanın sonuçları var. Düşük ISO değerinde çektiğiniz fotoğraflar gürültüsüz çıkar. Fakat ışık hassasiyeti az olduğu için enstantane süreniz artar. Yüksek ISO değerlerinde ise enstantane süresi azalır, daha rahat düşük ışıkta fotoğraf çekersiniz, fakat görüntüde karlanma oluşur.

ISO değeri her iki katına çıktığında bir "tam durak" pozlama kazanıyoruz. Örneğin ISO değerini 100'den 400 e çıkardığımızda, enstantane hızını 1/15 saniyeden 1/60 saniyeye veya aperatür aralığını f/4.0 dan f/8.0 a alabiliyoruz. Kompakt makinelerde ISO 400'ün üzeri genelde hiç tatminkar olmayan sonuçlar veriyor. Fakat SLR makineler için durum biraz değişik.

SLR makineler, kompakt makinelere oranla çok büyük sayılabilecek sensörleri sayesinde bu karlanma etkisinden daha az etkilenirler. Aşağıdaki fotoğraf, Selin'in doğumgününde Kanyon Midpoint'de çekilmiş bir fotoğrafım. Fotoğrafı Selin çekti. ISO değeri 1600.



Karlanmayı farkedebildiniz mi? Eğer cevabınız hayır ise biraz daha yaklaşalım.



Şimdi farkediliyor değil mi? SLR makinelerde ISO karlanması gerçekten kompakt makinelere göre çok daha az. Ama amacımız bu makineleri kompaktlara karşılaştırmak değil ve hiç bir zamanda olmadı. Amacımız bu tip resimleri karlanmadan kurtarmak! Sonuçta bu karlanma (ISO grenlenmesi, ISO grain)son derece rahatsız edici bir durum.

Neyse ki dijital çağ sadece makine gövdelerini değil, karanlık odaları da değiştirdi. Bu makinelerde çektiğimiz fotoğrafları bilgisayara aktardıktan sonra yapabileceğimiz bir çok düzenleme mevcut. Bu düzenlemelerin arasında "Noise reduction", yani gürültü azaltma da var. Aşağıdaki fotoğraf benim "gözlerimin" Neat Image adlı program ile gürültüden arındırılmış hali.



Bu tip "gürültü filteleri"'ni kullanırken dikkat etmek lazım. Bilgisayar kendi başına neyin detay, neyin gürültü olduğuna karar verebilmek için değişik algoritmalar kullanıyor. bu algoritmalar her zaman güzel sonuç vermiyor ve aşırı miktarda kullanıldığında detay kaybına yol açıyor.

Tabii ki gürültüden kurtulmanın en güzel yolu daha en başta oluşmamasını sağlamak. Fakat bu her zaman mümkün olmuyor. Bu durumlarda dijital karanlık odamızın bize yardımcı olabileceğni bilmek, insanın içini bir nebze olsa da rahatlatıyor. Bu sayede bu tip güzel fotoğrafları gürültüden arınmış bir şekilde izleyebiliyoruz.



Çok daha güzel, değil mi?

Bir şeyi kesinlikle kabullenmek lazım. Fotoğraf düzenleme programlarının amacı, resmi güzelleştirmek adına doğallığından uzaklaştırmak değil ve hiç bir zaman olmadı. Eğer fotoğraf makinemiz filmli olsa idi karanlık odada bu fotoğrafı kağıda aktarırken zaten güzel görünmesi için elimizden ne geliyorsa yapacaktık. Gerekirse bazı noktaları rötüşleyecektik, renk tonlarını ayarlayacaktık. Bundan sonraki yazılarımda fotoğrafı çekerken yaptıklarımın yanısıra bilgisayar aktardıktan sonra üzerinde yaptığım işlemleri de anlatacağım.

Bir sonraki yazımda yine fotoğraf makinesini ilk aldığım zamanlara dönüp, yaptığımız ilk fotoğraf gezisinden ve manzara çekimlerinden bahsedeceğim.

Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->