Gece çekimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gece çekimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Manual Lens

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

18-250mm lensimi çok seviyorum ama bir sorunu var. Düşük ışıkta performansı pek iç açıcı değil. Zaman zaman keşke aperatür değeri daha geniş olsa dediğim oluyordu.

Bir de geçtiğimiz hafta içime bir kurt düştüğünü söylemiştim. Manual lensi kullanmak eğlenceli gelmişti. Her zaman olduğu gibi bu kurt içimi kemirmeye devam etti.

Sonuç olarak artık ben de bir adet geniş aperatürlü, sabit odaklı, manual lens sahibiyim :)

50m odak uzunkluklu ve en geniş aperatür değeri 1.4 olan bu lensi, Pentax Turkey forumlarından Özgün Bey'den aldım. Lens son derece temiz kullanılmıştı ve herhangi bir defosu yoktu. Fiyatta da anlaştıktan sonra Özgün bey lensi Kayseri'den postaladı.

Bir gün içinde lens elimdeydi.



Pentax SLR modellerinin isimlerinin K ile başlamasının bir sebebi var. Ön taraftaki lens takılan bölgeye "K-Mount" deniyor. Pentax'ın bütün modelleri, bugüne kadar üretilmiş bütün K-Mount lensler ile kullanılabiliyor. Yani 1960'lerden kalma lensleri bile makinemize takabiliyoruz. Tek yapmamız gereken özel ayarlar menüsününden aperatür halkasının kullanıcı tarafından değiştirilmesine izin veren seçeneği açmak.

Tabii ki bu lenslerde oto fokus, otomatik aperatür değeri ayarlama gibi işlemler yok. Aperatür değerini makineden değil, lensin üzerinden ayarlıyorsunuz. Lensin üzerindeki aperatür halkasını her çevirdiğinizde aperatürün değiştiğini lensin üzerinden gözlemleyebiliyorsunuz.

Lensi makineye takıp çalıştırdığımda karşıma bir menü çıkıyor. Bu menüden lensin odak uzunluğunu seçiyorsunuz. Bu sayede titreşim engellemeyi düzgün bir şekilde kullanabiliyorsunuz.

Makinenin modlarının artık bir manası yok, çünkü ışık ölçümü sonunda kullanabileceği bir değer yok. Aperatür değerini makine bilmediğinden dolayı ışık değerini okuyup uygun bir enstantane değeri öneremiyor. Bu yüzden makineyi M moduna alıyoruz ki enstantaneyi kendimiz ayarlayabilelim.



Bu noktada makine yine de bize yardım edebiliyor. Diğer makinelerde nasıl yapıldığını tam bilmiyorum. Ama Pentax'da M modunda yeşil tuşa bastığımızda aperatürü gerekli değere ayarlayıp ışık ölçümü yapıyor ve bir enstantane değeri sunuyor. Bu sayede aperatürü kendimiz ayarlamamızdan kaynaklanan sorunları bir parça aşmış oluyoruz. Makinemizi Av modunda çalıştırıyor gibi oluyoruz da diyebiliriz.

Fakat bu lensi kullanmanın en zor kısmı odaklama.

Odaklama halkası son derece yumuşak bir halka. Hiç bir takılma olmadan rahatça çevirebiliyorsunuz. 270 derece kadar dönen bu halka sayesinde odaklamayı yeni nesil kuzenlerine göre daha hassas yapabiliyorsunuz. Fakat f/1.4 aperatürde alan derinliği son derece az olduğundan doğru noktaya odaklayıp odaklayamadığınıza tam emin olamıyorsunuz. Her ne kadar görüntü vizörden net gözükse de, sensör üzerinde oluşan görüntü o kadar net olmayabiliyor.


(50mm, f/1.4, 1/30s, ISO 640)

Örneğin bu fotoğrafı geçen cumartesi akşamı kardeşim Caner'in İstanbul'a geri gelmesini kutlamak için Asmalı Mescid'e gittiğimizde çekildik. Fotoğrafı Caner çekti. Her ne kadar Selin çok net çıkmış olsa de ben odağın dışında kaldım. Bunu Canere belirttiğimde Caner bir fotoğraf daha çekti.


(50mm, f/1.4, 1/30s, ISO 640)

Burada da ben odaktayım ama Selin arkada kaldı. Normalde bu tip fotoğrafları kit lenslerimiz ile çekmeye kalkıştığımızda enstantane değeri çok düşük kalacağından flaş kullanmak zorunda kalırız. Fakat düşük aperatürli bir lens ile enstantane değerini dert etmemize pek gerek kalmıyor.

Hele bir de In-Body Shake Reduction oldu mu gece fotoğrafları çekmekte enstantaneyi hiç dert etmiyorsunuz.

Fakat odaklamayı ciddi bir şekilde dert ediyorsunuz.

Odaklama olayı için liveview kullanmak bana daha uygun geldi. Yeşil düğme ile ışık ölçümü yaptıktan sonra live view a geçip direkt bu noktada manual bir şekilde odak ayarı yapıyorum. Liveview da digital zoom yaparak fotoğrafa yaklaşıp keskin bir görüntü elde edene kadar odaklamak mümkün.

Açıkçası bu çekimleri yaparken keşke 50mm değil de 30-35mm olsaydı dediğim oldu. Fakat çok sorun etmiyorum. Sonuçta bu lensi manual lensleri kullanmayı öğrenmek için aldım. Çünkü yeni nesil lens fiyatları çok el yakıyor. Örneğin 50mm f/1.4'ü otofokuslu olarak almaya kalksam, bu lense verdiğim paranın 5-6 katı para vermem gerekiyordu.

Manual odaklamayı ve bu lensi kullanmayı bir şekilde çözdükten sonra önümde yeni bir olasılık açılıyordu:

Kendime eski, ucuz, manuel, sabit odaklı lenslerden bir set yapabilirim!!!!

Hem bu lensler aperatürü kıstığınızda da inanılmaz güzel görüntü sağlıyor.


(50mm, f/2.8, 1/80s, ISO 200)

Çok da kısmadım aslında...f/2.8'de bu fotoğraf.


(50mm, f/2.8, 1/80s, ISO 200)

Bu da aynı fotoğrafın 100% croplanmış hali. K20d'de 100% yakınlaşıp bakmak aslında gaddarca bir yöntem. 14.6MP sensör sonuçta. Bir çok lens bu çözünürlükte tam net görüntü sağlayamıyor. Ama görüldüğü gibi emektar 50mm f/1.4, K20d'nin 14.6 MP'lik sensörünü gayet net bir şekilde doldurabiliyor.

Yine de ışığın yeterli olduğu durumlarda kullanım rahatlığından dolayı 18-250'mden vazgeçebileceğimi sanmıyorum :)

Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

18 Haziran 2009 Perşembe

Boğaziçi

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

Kaldığımız yerden devam :)

Kahvaltımız edip, kedi fotoğraflarımızı çektikten sonra kendimizi evden dışarı attık. Çok güzel bir hava vardı ve bunu değerlendirmeliydik! Önce Arnavutköy'e indik. Buradan Bebek'e kadar yürüyüp, Beşiktaş Belediyesinin düzenlediği Bebek şenliklerini gezdik. Mini Dondurma'dan dondurmalarımızı da aldıktan sonra Arnavutköye doğru yürümeye başladık.


(18mm, f/4, 1/400s, ISO 100)

Bu fotoğrafı çektiğim yer Bebek iskelesi. Sahildeki ufak iskeleler çok fotojenik yapıdalar. Nöstalik bir yapıları var ve temiz duruyorlar. Bu sayede hem gece, hem de gündüz saatlerinde güzel fotoğraflarını çekebiliyorsunuz.

Bu fotoğrafta dikkat çekmek istediğim nokta gökyüzü. Gördüğünüz gibi derin bir mavi renge sahip. Ayrıca iskelenin camlarında da herhangi bir yansıma gözükmüyor. Bu derinliğin ve yansıma eksikliğinin sebebi bu fotoğrafı polarize filtre ile çekmiş olmam.

Polarize filtreler, daha doğrusu dairesel polarize filtreler (Circular Polarizing Filter) sadece belirli yöndeki ışığın geçmesine izin veren tip filtreler. Bu tip bir filtreyi objektifinize taktığınızda ilk farkedeceğiniz şey filtrenin sabit olmadığıdır. Filtrenin ön kısmını döndürebilirsiniz. Polarize filtreler 'yönlendirilmiş' filtreler olduğundan dolayı, vizörden bakarken istediğiniz etkiyi elde edene kadar filtreyi çevirmeniz gerekir.

Bazı lensler, odaklamayı gerçekleştirirken, objektifin ucu döner. Bu durum polarize filtre kullancaksanız sorun çıkartabilir. Bu tip bir lensiniz varsa önce odaklamayı gerçekleştirip, sonra polarize filtrenin ayarını yapmanız gerekir.

Sonuçta, özellikle manzara fotoğraflarında, polarize filtre kullanarak çok daha derin renkler elde edebilirsiniz. Fakat bu filtreyi sadece yeterli ışık olan yerlerde kullanmanızı tavsiye ederim. Koyu renkli bir filtre olduğundan dolayı ışık miktarında düşüşe, dolayısı ile enstantane değerinin artmasına yol açıyor. Yeterli ışık olan ortamlarda sorun yok, fakat ışığın azaldığı durumlarda polarize filtre yüzünden pozlama sorunları yaşayabilirsiniz.

Bir diğer dikkat etmeniz gereken nokta ise panoramik çekimler. Panoramik çekimler yaparken polarize filtreyi çıkarmamız gerekiyor. Aksi takdirde her karenin polarizasyonu farklı olacağından, birleştirme hatalı gerçekleşecek ve iyi görünmeyecektir.





Mesela Arnavutköy'den bu panorama'yı çekmek için, polarize filtremi çıkarttım. Bu fotoğrafı 13 yatay kareden oluşturdum. Orjinal çözünürlük 22745x2042. Birleştirme işini Hugin programı ile yaptım.

Hem yakın hem de uzak öğeler içeren bu tip panoramik fotoğrafları çekerken hareketlere dikkat etmelisiniz. Tam fotoğraf geçiş noktasına denk gelecek hareketli bir araç, panorama çalışmanızın sonunda yarım bir araç olarak kalabilir. Bu yüzden biraz sabırlı davranarak, hareketli objeleri kadrajların ortalarına denk getirmeye çalışmak gerekiyor.

Yakın objeler sabit olduğunda buna dikkat etmenize gerek kalmıyor. Biraz uzaklaşıp yükseğe çıkma şansınız varsa bu tip fotoğrafları daha rahat çekebilirsiniz.





Burası Ulus Park. Arnavutköy'den uzaklaşıp yükseğe çıkınca bu noktaya geliyorsunuz. Bu noktadan görüş açısı daha hoş. 16 adet yatay kare ile yaptığım bu panoramik çekim, Arnavutköy çekiminden daha kısa sürdü. Hareketli cisimlere fazla dikkat etmeme gerek kalmamıştı. Yine de dikkatli bakarsanız, Kuleli Askeri Lisesi'nin önünde aynı gezi botunu iki defa görebilirsiniz :)

Ulus Parkı'ndan yapmış olduğum bu çekim içimde birşeyleri harekete geçirdi. İki köprüyü birden içeren bir gece panorama'sı öekmek hep kafamda vardı. Bunu gerçekleştirebileceğim tek yerin Otağtepe olduğunu düşünüyordum. Fakat orası da tripodlu çekim için 200YTL istiyordu. Ulus Parkı'ndan her iki köprüyü de tam olmasa da görebiliyordum. Boğazın kalanının manzarası da güzel gözüküyordu.

Bu noktaya gece gelmeliydim!!!

İki gün önce Selin'in iş gezisi için Ankara'ya gitmesini fırsat bilerek (hehehe) Seyhan ile gecelere aktık! Ulus Parkı'ndan aynı fotoğrafın gece çekimini gerçekleştirdim. Hem de k20d'min yeni tripodum ile ilk ciddi testi olacaktı!

Ulus parkına vardık ve tripodları kurduk. Gece fotoğrafı çekerken tam güneş battıktan hemen sonraki saatlerde çekim gerçekleştrilirse, gökyüzü lacivert bir renkte çıkıyor. Ben ilk başta odaklamada sorun yaşadığım için tam o koyu ışık anını kaçırdım. Ama yine de çok güzel bir çalışma ortaya çıkıtı.





6 adet yatay kare ile yaptığım bu çekimi hugin ile birleştirdim. Sonunda her iki köprüyü de içeren panoramik bir gece fotoğrafı çekmeyi başarmıştım. Yardımından ve desteğinden dolayı Seyhan kardeşime teşekkür ediyorum :)

Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

4 Haziran 2009 Perşembe

Yıldızların Altında

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

Çok şanslıyım çünkü İstanbul'da yaşıyorum. İstanbul bir fotoğrafçının çekmek isteyebileceği en güzel manzaralara sahip olan bir şehir. bu manzaraların başında da iki kıtayı birbirine bağlayan Boğaziçi köprüsü geliyor.

Boğaziçi köprüsü gündüz bir başka güzel, gece bir başka güzel oluyor. Devasa boyutuna rağmen zarif görünümü ile İstanbul'un en güzel süslerinden biri olan Boğaziçi köprüsü, gece olduğunda ışıl ışıl oluyor. Her akşam köprü üzerinde bulunan renkli ışıklar yakılığ söndürülerek ve renkleri değiştirilerek değişik ışık gösterileri gerçekleştiriliyor. Bu gösteriler şehrin gece ışıkları ile bir araya gelip son derece ahenkli bir görüntü oluşturuyorlar.


(50mm, f/2.5, ISO100, 1.6s/6s/25s)

Örneğin bu fotoğrafı çoook önceden Canon Eos 400d ile çekmiştim. O gece yanımda tripod olmadığından dolayı fotoğraf makinesini arabanın kaportasının üzerine yerleştirip o şekilde fotoğrafladığım, ve bu sebeple orjinali çapraz olan bu manzara , tahmin edebileceğiniz gibi HDR bir çalışma. 3 değişik pozlamayı birleştirerek elde ettiğim bu fotoğraf çok sevdiğim bir fotoğrafımdır.

Yine benzer güzelleikte bir fotoğraf çekmek için geçtiğimiz cumartesi günü akşamı, arkadaşım Kenan ile birlikte Çengelköy'de buluştuk. Amacımız Çengelköy tarafından boğaziçi köprüsünün güzel fotoğraflarını çekmekti. Fakat şansımız pek yaver gitmedi.Kuzeye bakan kısımdaki köprü ışıkları bozulmuştu. Ayrıca Çengelköyün deniz trafiği çok hareketliydi. Uzun pozlama gece fotoğrafları için bu istenen bir durum değil çünkü pozlama esnasında kadraja değişik tekneler ve vapurlar girebiliyor. Bu da kadraj bütünlüğünü bozuyor.

Şunu da farkettim ki, deniz seviyesinden çekilen fotoğraflarda deniz trafiğinin rahatsız edici olması ihtimali daha yüksek. Yine de bir kaç güzel poz yakalamayı başarmış olsam da, evde fotoğrafları bilgisayarıma aktarırken yaşadığım bir facia o haftaki bütün fotoğraflarımı kaybetmeme sebep oldu. Fotoğraflarımı kopyaladığımı sanarken sadece bir kısmını kopyalamış olduğumu maalesef fotoğrafları makineden sildikten sonra farkettim!!

Ama bu beni yıldırmadı. Yeni makinem ile henüz güzel bir geece çekimim yoktu! Sonunda dün ev halkımı evde bırakıp, tek başıma fotoğraf çekmeye çıktım. Üç kriterim vardı. Köprünün güney tarafından, yüksekten ve Avrupa tarafından fotoğraf çekmek istiyordum. O saatlerde trafik hakkaet çekilmez olabiliyor.

Bu üç kritere uygun aklıma gelen ilk yer Selin'lerin Ortaköy'deki eski evinin yokuşuydu. Dereboyu'ndan yıldıza çıkan bu yokuştan Boğaziçi köprüsü çok güzel gözüküyordu.


(50mm, f/11, ISO 100, 13s)

Bu fotoğraf RAW olarak çekildi, croplandı, PS'de sharpening uygulanıp, Neat Image ile gürültü temizlendi.

Bu fotoğrafı çektikten sonra arabayla yokuşun sonuna kadar çıkıp, yıldız parkının girişine geldim. Bu noktadan da şu fotoğrafı çektim.

-
(120mm, f/8, ISO 100, 30s)

Bu fotoğrafın normal hali biraz aşırı pozlanmış durumdaydı. Bu sebeple RAW dan export ederken aydınlığı kıstım.PS'de sharpening + Neat Image. Bir de PS'in otomatik çerçeve ekleme modülünü denedim :)

Bu fotoğrafı da çektikten sonra yıldız parkının içerisinde dolaşmaya ve bütün köprüyü kadraja alabileceğim bir nokta aramaya başladım. Aramam uzun sürmedi....

....çünkü parktaki köpekler tarafından kovalandım!!!!

Fotoğrafçılık tehlikeli iş. Gecenin bir saatinde tek başına fotoğraf çekmeye uğraşmak da cesaret istiyor :) O yüzden sizinle birlikte fotoğraf çekip sıkılmayacak arkadaşlar bulmak lazım.

Sonuç olarak yavaş yavaş gece çekimi işini çözmeye başladığıma inanıyorum. Hala tam çözemediğim noktalar da var. Mesela bazı fotoğraflarda ışıklar, parıldayan yıldızlar gibi çıkıyor. Bildiğim kadarıyla bu kısık aperatürün bir etkisi. Görüntü olarak benim hoşuma gidiyor fakat bir türlü tam gerçekleştiremedim.

İkinci sorunum ise netlik. Sanrım bu gece fotoğraflarında autofocus a pek güvenmemek lazım. Aperatürü kısıp, hızlı bir hiperfokal uzaklık hesabı yapıp(Hiperfokal uzaklığın ne olduğunu hatırlamak için Kavak yelleri yazıma bakabilirsiniz.) ona göre manual fokuslamak lazım galiba.

Bir diğer sorun ise tripod. Dandik sayılabilecek bir tripoda sahibim. Tripodum, makinemden daha hafif. Dolayısıyla en ufak rüzgardan veya hareketten etkilenebiliyorum. Bu da netlik kaybına yol açıyor.

İnşallah önümüzdeki günlerde kadraja tüm köprüyü sığdırıp sizlerle paylaşacağım. O zaman kadar:

Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Işığın bittiği yerde

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

Eski yeni bayramımız kutlu olsun! 1 Mayıs, yıllar sonra yeniden resmi tatil ilan edildi. Tam da cumaya denk geldi. Biz de bundan yararlanarak soluğu İzmir'de aldık. Sakin bir gece yolculuğunun ardından, 30 Nisan'ı 1 Mayıs'a bağlayan saniyelerde Selin'lerin Bornova Atatürk Mahallesi'ndeki evlerine vardık.

Bornova Atatürk Mahallesi neredeyse bütün İzmir'i görebileceğiniz bir noktada. Selinlerin evinin önü de bayağı açık olduğundan son derece geniş ve güzel bir İzmir manzaramız oluyor. Hava karardığında ise şehrin ışıkları, körfez ile birleşerek bize son derece ahenkli bir görüntü sunuyor.

Tabii ki ben de bu fırsattan istifade edip, bu güzel manzarayı fotoğraflamak için evin çatısına çıktım. 5-10dk süren bir uğraşın ardından ışıl ışıl İzmir'in çok güzel fotoğraflarını çektim.



Gece çekimlerinde olmazsa olmaz bazı kurallar var. Bunlardan en önemli ilk üçü şunlar:

Tripod edinin!! Tripod'u yanınınzda taşıyın!!!! Tripod kullanın!!!

Tripodunuzun yanınızda olduğundan emin olun. Hele İzmir'e falan gidiyorsanız ve evden aceleyle çıkıyorsanız aman ha tripodu kapının yanında unutmayın. Sonra evin çatısında ayazda makineyi nereye koysam da güzel fotoğraf çekebilsem diye düşünürsünüz. Sonra eğer şansınıza çatı müsait olmaz da balkon mermerinin üzerine makineyi rahatça yerleştiremezseniz, çok üzülürsünüz.

Gerçekten de tripod çok gerekli. Gece çekimlerinde enstantane süresi saniyeler ile ölçülüyor. Artık normal çekimlerdeki gibi saniyenin 50'de biri gibi değerlerden oldukça uzağız. Bu sebeple makinemizi tutacak son derece dengeli ve hareketsiz bir yapıya ihtiyacımız var.

Tripod kullanıp genel titreme işini halledebildiğimize göre artık yüksek ISO değeri kullanmamıza da gerek kalmıyor. ISO değerini olabildiği kadar aşağı çekebiliyoruz. Bu sayede fotoğrafta oluşabilecek gürültüleri minimuma indirmiş oluyoruz.

Diğer bir önemli kural ise deklanşör. Biz istediğimiz kadar yavaş dokunalım, parmağımızı basmamız ve çekmemiz fotoğraf makinesinde ufak da olsa bir oynamaya sebep oluyor. Bu oynama sebebiyle son derece başarılı olacak bir fotoğraf bulanık çıkabiliyor. Bu sorunun iki çeşit çözümü var:

Birincisi bedava! Makinelerimizin zaman ayarı seçeneği mevcut. Bu seçenekle biz deklanşöre bastıktan 10 saniye sonra fotoğraf çekilmesini sağlayabiliyoruz. Bu sayede parmağımızdan dolayı oluşabilecek herhangi bir titremeden kurtulmuş oluyoruz. Fakat bu çözüm bizi yansıtıcı ayna hareketinin yaratacağı titremeden korumuyor. Her pozdan önce de geri sayımı beklemek ise gerçekten sıkıcı olabiliyor.

İkinci çözüm ise bir adet "cable release"(Kablolu deklanşör) almak. Bu ufak ve ucuz aksesuar sayesinde deklanşör kontrolünü, bir kablo üzerinden eliminzde tuttuğumuz ufak bir düğmeye aktarıyoruz. Aynı deklanşöre basıyormuş gibi elimizdeki düğmeye basıyoruz. Kablolu deklanşör kullanırken kendimi eski fotoğrafçılar gibi hissediyorum.

Başka dikkat edilmesi gereken ve önemli bir nokta yansıtıcı aynanın hareketi. SLR makinelerde (eğer live view kullanmıyorsanız) deklanşöre bastığınız anda sensörün önündeki yansıtıcı ayna yukarı katlanır ve ışığın sensör üzerine düşmesine izin verir. Fotoğraf çekme işlemi tamamlandığında ise ayna geri kapanır. Bu fiziksel hareket fotoğraf makinesinde titremeye yol açar. Bunun önüne şu şekilde geçiyoruz:

Makinemizin menüsünden Custom Functions'a girip, Mirror-Lockup seçeneğini onaylıyoruz. Bu sayede deklanşöre ilk basışımız aynayı kaldırıyor, ikinci basışımız ise fotoğrafın çekilmesini sağlıyor. Bu şekilde aynanın yaratacağı titremeden de kurtulmuş oluyoruz.

Bir diğer önemli nokta aperatür değeri. Gece fotoğraflarında alan derinliğine fazla ihtiyacımız olmuyor. Bu yüzden geniş aperatür bize fazla bir şey kazandırmıyor. Fakat kısık aperatür ile yakalayabileceğimiz bir etki var. Gece çekimlerine aperatür değerini kısarak, ışık kaynaklarını parıldayan yıldızlar haline getirebilirsiniz. Özellikle kaliteli lensler ile yapılan çekimlerde çok hoş yıldız parlaması (starburst) efektlerine sahip olabilirsiniz. Fakat aperatürü çok fazla kısmak da netlik kaybına yol açabiliyor. O yüzden f/16'nın üzerine pek çıkmamak lazım.

Gece çekimi yaparken, fotoğraf makinamızın ışık ölçümü bizi ters köşeye yatırabiliyor. Ölçtüğümüz değerin ne olduğunu bilmeliyiz. Makinemizin LCD ekranının yanındaki tuşlardan biri bu ölçüm parametreleri ile ilgilidir. Normalde hiç dokunmazsanız, fotoğraf makinesi, görüntünün belirli noktalarından örnekler alıp, bu örneklerden aldığı değerlerin ağırlıklı ortalamasından bir sonuç çıkarır. Gece fotoğraflarının geniş bir kısmı karanlık olduğundan dolayı, makinemiz bize sağlıklı ölçümler veremez. Mesela beyaz dengesini doğru ayarlamakta zorlanır. Tavsiyem RAW çekim yapıp beyaz dengesinin ayarını çekimden sonra kayıpsız bir şekilde halletmenizdir. Ayrıca bu hatalı ölçümün yol açtığı çok daha büyük bir sorun daha var. Makinemizin ortalama değerler ile bulduğu ideal pozlama değerinde yapacağımız gece çekimleri bize yaklaşık olarak şu tip sonuçlar verir:



Işık kaynakları "patlamış" ve gece, siyahlığını kaybetmiş durumdadır. Kendi gözümüz ile baktığımızda gece gökyüzünü siyah görürüz. Bize aydınlık gözüken bölge ışıkların olduğu bölgedir. Gözümüz otomatikman ışıkların olduğu bölgeye göre "pozlamasını" ayarlar.

Aynı şeyi fotoğraf makinemiz ile de yapabiliriz. "Spot" metering veya "Centre-Weighted" metering seçenekleri sayesinde sadece kadrajın ortasındaki ışıklara göre pozlama değeri ayarlanır. Işıkların olduğu bölgeyi ortaya aldığımızda, gökyüzünün ve yakın plandaki karanlık evlerin ışık miktarı hesaplarda kullanılmayacaktır. Bu sayede ortaya çıkan sonuç daha da başarılı olacaktır.



Bu görüntü bile aslında aşırı parlak durumda. Güzel bir gece fotoğrafı için aslında tek bir pozlama yetmiyor. Değişik pozlama değerlerinde fotoğrafların arasından seçim yapmak gerekiyor. Fakat genel kural olarak bilin ki, "spot metering" ayarı seçili iken -1 -2 civarında bir pozlama en iyi sonucu veriyor. Ben Selin'ler'in çatısından 6 değişik pozlama değerinde (-4'ten +1'e kadar) fotoğraf çektim. Sonuçları ise şu şekilde oldu:



-4


-3


-2


-1


0


+1


Makinemin kendi ayarı -4'e kadar inmediğinden şu şekilde hareket ettim: Manual modda ISO değerini 1600'e getirerek 0 pozlama noktası için gereken aperatür ve enstantane değerlerini buldum. Ardından ISO'yu 4 tam durak aşağı indirdim (ISO 100 oldu). Bu sayede f/8'de 1s'lik enstantane değerini elde ettim. Diğer fotoğrafları ise enstantane değerini her seferinde ikiye katlayarak(2s 4s 8s 15s 30s) çektim. Bu sayede 6 tam durakta pozlama elde ettim.

Bu fotoğraflar arasında benim favori fotoğrafım -1 pozlama. Zaten yazının girişinde de bu fotoğrafı kullandım. Fakat elimde 6 değişik pozlama değerinde fotoğraf varken ve bu kadar çok renk ve parlaklık bilgisini kullanabileceğim bir teknik mevcutken bu tekniği uygulamamak benim açımdan hayal kırıklığı olurdu:



Evet HDR! Hem ışık parlamaları minimuma iniyor, hem de Bornova'nın bütün ayrıntıları kadraja yansıyor. Hiç de fena olmamış değil mii?

Aslında konu anlatımlarını bu yazı ile bitirmeyi amaçlıyordum fakat İzmir ve Selin'lerin evinin çatısı panoromik fotoğraf için o kadar müsaitti ki bu tip bir fotoğraf çekmeden duramadım. Bir sonraki yazımda İzmoria'yı sizlerle paylaşacağım.

Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->