Dijital Düzenleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dijital Düzenleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2009 Pazartesi

Martılar

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

Yeni makinem geldiğinden beri martılara merak saldım. Eskiden çekmeye çalışıp da 18-55'imle çekemediğim, 75-300'ü de takmaya üşendiğim için poz yakalayamadığım martıları, yeni 18-250mm lensim ile çok daha rahat yakalayabiliyorum. Fakat hareket eden kuşun fotoğrafını çekmek gerçekten zorlu bir işmiş.

Kuş fotoğrafçılığı zaten kendi başına ayrı bir fotoğrafçılık dalı. Güzel kuş fotoğrafı çekebilmek için, güzel bir tele objektife, sağlam bir makinaya ama herşeyden önemlisi yüksek miktarda sabra ihtiyacınız var. Benim için şu anda kuş fotoğrafı çekmek, kuşu havada gördüğümde odak uzunluğunu arttırıp, kadraja alıp, odaklayıp deklanşöre basmaktan ibaret. Fakat bu işle ciddi şekilde ilgilenen kişiler, sabit odak uzunluklu, hızlı ve net objektifleri ile, sadece kuş çekmek için değişik kuş türlerinin bulunduğu bölgelere geziler düzenliyorlar.

Tabii benim bu tip bir iddiam yok. Ama çektiğim fotoğrafların güzel çıkmasını istiyorum. Özellikle kuş fotoğraflarına keskin görüntü çok yakışıyor. Bu yüzden normal RAW çevrimine ek olarak, kuş fotoğraflarında bir parça keskinleştirme de uygulamaya karar verdim.


(250mm, ISO 400, f/8, 1/2500s)

Mesela bu görüntü 100% yakınlaştırılmış ve keskinlik uygulanmamış bir görüntü. Fotoğraftaki martı bayağı uzaktaydı. Ben de çekimi 250mm odak uzunluğu ile yaptım. Buna rağmen martı kadrajın çok ufak bir kısmını oluşturuyordu. Bilgisayarda 100% yakınlaştırıp cropladığımda (kesme işlemi) bu görüntü ile karşılaşıyordum.

Keskinlik görsel bir olay. Lokal olarak sert ton geçişlerindeki geçiş şeridinin kontrast değerine keskinlik diyoruz. Zaten genel olarak kontrastı yüksek bir fotoğrafa baktığımızda bile keskin gözüktüğünü söyleyebiliriz. Tüm resmin kontrastını ayarlamanın yanısıra, bilgisayar programları resmin kenarlarını, ve köşelerini "bulup" bu noktalara da özenle kontrast uygulayabiliyorlar. Bu işleme "Keskinleştirme" (Sharpening) deniyor. Yukarıdaki fotoğrafı "keskinleştirdiğimizde" bu sonucu alabiliyoruz.


(250mm, ISO 400, f/8, 1/2500s)

Keskinleştirme işlemini bu örnekte ACR(Adobe Camera Raw) üzerinden yaptım. ACR, Photoshop'un RAW dosyaların çevriminde kullandığı arabirimin adı. Bundan sonraki yazılarımda sıklıkla kullanacağım bir kısaltma. ACR'nin 4 skalalı bir keskinleştirme arabirimi var. Bu skalalarla oynayarak fotoğrafımızı daha keskin hale getirebiliyoruz. Her işlemde olduğu gibi bu işlemde de aşırıya kaçmak fotoğrafı bozuyor. Uygun miktarda keskinleştirme uygulamak çok güzel sonuçlar verebiliyor.

Tek sorun keskinlik de değil. Eğer yüksek enstantane değerlerine ihityacınız varsa ve/veya benim gibi ISO değerini biraz yukarıda unutmuşsanız bembeyaz martıların üzerinde gürültü problemi de yaşayabiliyorsunuz.


(155mm, ISO 400, f/11, 1/3200s, Keskinleştirilmiş)

155mm'de ne işin vardı demeyin. Daha yeni yeni alışıyorum fotoğraf makineme. Hem 250mm'de kuşları yakalamak çok zor. Bir de makineyi 400 ISO da unutunca bayağı gürültülü bir fotoğraf oldu.

Aslında makinenin ISO 400 deki performansı çok iyi. Sorun ışık ölçümünden kaynaklanıyor. Arka planda çok ışık olduğu için, arka planı aşırı parlamayacak şekilde çıkarmak adına, ön planı karanlık bırakıyoruz. Sonra RAW'dan çevirirken öndeki objenin detaylarını ortaya çıkarmak için aydınlığı arttırınca bu bölgede gürültü ön plana çıkıyor. Ayrıca keskinleştirme işlemi bu gürültülerin de artmasına yol açabiliyor.

Allah'tan Neat Image var!


(155mm, ISO 400, f/11, 1/3200s, Neat Image + Unsharp Mask)

Photoshop Neat Image Plug-in kullanarak gürültüyü aldıktan sonra, Filters->Sharpen->Unsharp Mask uygulayarak fotoğrafı çok daha net ve berrak hale getirebiliyoruz.

Her ne kadar dijital karanlık odamız bize gerçekten çok yardımcı olsa da fotoğrafın doğasına karar verdiğimiz an çekim anı.


(155mm, ISO 400,f/8, 1/2000s, Neat Image + Unsharp Mask)

Kuş fotoğrafı çekeken dikkat edildiğinde iyi sonuç veren bir diğer nokta ise çekimi yaptığınız açı. Kısıtlı tecrübem ile söyleyebilirim ki: "Ne kadar çapraz o kadar iyi". Mesela bunun gibi yukarı doğru çekilmiş fotoğraflarda kuşlar çok abuk subuk figürlerde çıkabiliyor. Özellikle gagalar bence kötü çıkıyor.


(230mm, ISO 400, f/8, 1/1600s, Neat Image + Unsharp Mask)

Bunun gibi düz karşıdan çekildiği zaman da derinlik kaybı oluyor. Yine de tam aşağıdan çekmekten daha iyi.


(230mm, ISO 400, f/8, 1/1600s, Neat Image + Unsharp Mask)

Mesela martı alçak uçuş yaparken yüksek bir noktadan yapılan üst çaprazdan çekim fena olmuyor.


(250mm, ISO 200, f/8, 1/1000, ACR Sharpen)

Alt çaprazdan süzülme anını yakaladığınızda da güzel fotoğraflar elde edebiliyorsunuz.


(220mm, ISO 200, f/8, 1/1000, ACR Sharpen)

Bazen de resmen martılar havada durup poz veriyorlar.

Sonuç olarak bana yeni eğlence çıktı. Bir gün hususi kuş çekmek için ben de geziye çıkacağım. Fakat daha o güne var. Daha güzel kuş fotoğraflarında buluşmak üzere.

Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

8 Mayıs 2009 Cuma

İzmoria

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

J.R.R. Tolkien'in şaheseri "Yüzüklerin Efendisi" hikayesi, Orta Dünya adı verilen hayali bir dünyada geçer. İsmiyle uyumlu olarak, Orta Dünya'daki hikayeler ortaçağ olarak tasvir edebileceğimiz bir zaman diliminde geçer. Barut, elektrik, içten yanmalı motorlar, plastik gibi kavramların keşfedilmediği, bunun yerine büyü, güç, kara rüzgar, ateş ve çelik gibi kavramların bulunduğu bir dünya düşünün.

Bu dünyada tasvir edilen şehirler, yüksek dağ yamaçlarına kurulmuş, ince, uzun kulelere sahip ihtişamlı şehirlerdir. Orta Dünya'daki zaman ilerlese ve günümüze gelse herhalde liman şehirlerinden birinin görüntüsü bunun gibi bir şey olur:



Değişik gözüküyor değil mi? Bu fotoğrafta gördüğünüz şehire ben "İzmoria" adını koydum. Fakat bu şehir aslında bildiğimiz ve sevdiğimiz İzmir!

Geceleyin Bornova Atatürk Mahallesi'nden İzmir'e baktığınızda gördüğünüz manzarayı bir önceki yazımda sizlerle paylaşmıştım. Bu manzara da aynı noktadan İzmir'in gündüz görünüşü. Tabii ki asıl görünüş bu şekilde değil. Asıl görünüş oldukça daha geniş





Scrollbar'ı tutup sağa doğru çekebilirsiniz. Bu tip fotoğraflara panoramik fotoğraf deniyor. (Hemen ufak bir not: Doğru kelime Pano-rama. Pana-roma değil.) Özünde birden çok fotoğrafın uygun şekilde birleştirilmesi ile oluşuyorlar. Bu fotoğrafları birleştirmek için özel bir program kullanılıyor. Fakat panoramik fotoğraf için dikkat edilmesi gereken noktalar daha çekim esnasında başlıyor.

Panoramik fotoğrafı tek ve büyük bir fotoğraf olarak düşünmemiz gerekiyor. Bu sebeple ışığın da bütün fotoğrafta aynı özelliğe sahip olması lazım. Yani ilk fotoğrafı çektiğimiz pozlama seviyesi ne ise, diğer bütün fotoğrafları da aynı değerde çekmemiz lazım.

Yani kısacası makinemizii manual moda getirmemiz lazım. Uygun ISO, enstantane ve aperatür değerlerini bulduktan sonra bütün fotoğrafların aynı bu değerler ile çekilmesi gerekiyor. Eğer bu şekilde yapmazsanız sonradan parlaklık ayarı ile uğraşıp bütün fotoğrafları aynı seviyeye getirmeniz gerekir ki gerçekten uğraştırıyor. Nereden mi biliyorum? Bu hatayı yaptım da ondan. İlk denememde Av modunda bütün manzarayı fotoğrafladım. Sonra panorama yapmaya kalktığımda yamalı bir fotoğraf görüntüsü oluştu.

Bir diğer dikkat etmeniz gereken nokta ise fotoğraf makinenizi koyduğunuz yer. Aslında tripod en ideali. Makinenin yatay seviyesini ve bakış açısını koruyup, sadece dikey bakış noktasını değiştirmek için tripoddan güzeli yok. Eğer tripodunuz yoksa bir sütun, bir duvar gibi yatay seviyeyi sabit tutacak herhangi bir dayanak da işinizi görebilir.

Fotoğraf makinemizi yerleştirdikten sonra çekimlere başlıyoruz. Unutmamak gereken bir nokta, fotoğrafların birbirine yapıştırılamsı için bir parça pay bırakılması gerektiğidir. Bu sayede bu pozları yapıştırmak için kullanacağınız program uygun "dikiş" (stitching) noktalarını seçebilir. İlk fotoğrafın en sağındaki evin tamamı ikinci fotoğrafın en solunda da muhafaza edilirse, program bu evin aynı ev olduğuna karar verip ona göre pozları birbirlerine dikecektir.

Selin'lerin terasından çektiğim fotoğraflar şunlardı:









Bu fotoğrafları oldukları gibi jpg olarak export ettikten sonra Hugin adlı programa aktardım. Hugin bedava olmasına rağmen inanılmaz başarılı bir panorama dikiş programı. Kullanımı da çok basit. 3 adımda panoramik fotoğrafınızı elde edebiliyorsunuz. Önce Load tuşuna basıp fotoğrafları seçiyorsunuz. Sonra Align tuşuna basıyorsunuz ve sonucu kontrol ediyorsunuz. Bu noktada bir kaç müdahelede bulunabilirsiniz fakat genellikle programın kendi kararları yeterli oluyor. Aşağıdaki ve yandaki seviye düğmelerini kullanarak fotoğrafın sınırlarını belirleyebilirsiniz. Üçüncü adımda da fotoğrafı kaydediyorsunuz. Panoramik fotoğrafınız hazır!!

Aslında tam olarak bu noktada bitmiyor. Fotoğraf sınırlarını belirlemek açısından Hugin biraz yetersiz kalabiliyor. Picasa da veya photoshop'da açıp uygun crop ve ufuk çizgisi düzeltmesi yapmak gerekebiliyor. Fakat işin büyük kısmını Hugin ile hallediyoruz.

İzmoria fotoğrafı ise elde ettiğim panoramik fotoğrafı photoshopda image->resize ile yeniden boyutlandırmam sonucunda oluştu. Yeniden boyutlandırırken "Constrain Proportions" seçeneğini kapalı tuttum. bu sayede sadece fotoğrafın genişliği ile oynayabildim. Sonuçta elde ettiğim fotoğraf ise benim çok hoşuma gitti ve şu anda masaüstü arkaplanım olarak duruyor :)

Hugin ile ilgili ufak bir not daha. Panoramik fotoğraf denince aklınıza sadece ince geniş manzara fotoğrafları gelmesin. Aşağıdaki fotoğrafı daha 2 gün önce Berlinde çektim:



Bu fotoğraf her ne kadar sıradan bir fotoğraf gibi gözükse de aslında ben bu fotoğrafı bu binaya çok yakından çektim. Kadraja kesinlikle sığmıyordu. Ben de 4 ayrı fotoğraf çektim:







Bu fotoğrafları Hugin ile birleştirince de son derece temiz bir sonuç aldım. Wide-Angle lensim olmasa da bazı pozları yakalayabileceğimi bilmek içimi rahatlatıyor.

Bu yazı ile birlikte fotoğrafçılıkta benim bugünüme gelmiş bulunuyoruz. Bundan sonra geçmişte öğrendiğim şeyleri değil de, gelecekte öğreneceğim şeyleri sizlerle paylaşacağım. Ben sürekli yeni bir şeyler deniyorum ve öğrenmeye devam ediyorum. Bu öğrendiklerimi sizler ile bu sayfadan paylaşacağım. Arada çektiğim ve hoşuma giden fotoğraflarım olduğunda da, bu fotoğrafları sizlerle paylaşıp, nasıl çektiğimi ve ne gibi işlemlerden geçirdiğimi anlatacağım.

Ayrıca yeni fotoğraf makinem de yaklaşık bir hafta içerisinde elimde olacak!! Güle güle Canon Eos 400d. Hoşgeldin Pentax k20d :) Eğer uygun fiyata ikinci el Canon Eos 400d + 18-55 kit lens + 50mm f/1.8 II almayı düşünüyorsanız benimle bağlantı kurun.

Işığınız bol olsun :)

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

1 Mayıs 2009 Cuma

Yumuşak Işık

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

Annem emekli olduktan sonra resme merak sardı. Eve şövale, tuval, fırçalar ve boyalar aldı, kursa gitti ve gerçekten de çok güzel çalışmalar yaptı. Değişik objeler, değişik manzaralar ve değişik kişileri kendi bakış açısıyla tuvale yansıttı. Hala da bu çalışmalarına devam etmekte. Daha geçen gün benden kardeşimin gitar çalarken bir pozunu çekmemi istedi. Fotoğrafa bakarak kardeşimin resmini yapacaktı.

Ben de çektim.



Resimde gördüğünüz şahsiyet benim kardeşim Caner. Şu anda Londra'da okumakta olduğundan anneme bu pozu veremiyor. Zaten bu yüzden bu fotoğraf çekildi.

İnsanın bir kardeşinin olması inanılmaz güzel bir duygu. Biliyorsunuz ki, ne kadar kavga etseniz de ne kadar birbirinizi kırsanız da, her zaman birbirinizin arkasındasınız ve birbirinize karşı koşulsuz sevginiz var. Belki de başka hiç kimse ile paylaşamayacağınız bir bağ kardeşlik.

Benim de böyle mükemmel bir kardeşim var. Annem fotoğraf çekilmesini istediğinde de, hemen üzerine güzel bir elbise giyip, gitarını kapıp sandalyeye oturdu ve bana bir çok poz verdi.

Fotoğrafların çekimi için 50mm f/1.8'i kullandım. Aperatürü yaklaşık 2 durak kısıp(f/3.2) netliği optimuma getirdim. ISO 800 ile enstantane hızı 1/100s'ye ye denk geldi.

RAW export işini Adobe Camera Raw(Photoshop eklentisi) ile yaptım. Şansıma CS2 benim kameramı (Canon Eos 400d) tanıyor. Eğer photoshopda rawlarınızı açamıyorsanız bu sayfadan Adobe DNG Converter'i indirebilirsiniz. DNG formatı Adobe'a ait bir RAW görüntü formatı ve CS1'den itibaren bütün photoshop versionları tarafından destekleniyor.

RAW'ı export ederken pozlama değerini düşürmek zorunda kaldım. Gitarın sapındaki yansımalar çok parlıyordu ve clippinge(Detaysız beyaz nokta) yol açıyordu. En az siyah nokta ve parlama oluşacak şekilde fotoğrafı photoshop'a aktardım. Bunun ardından fotoğrafa bir kaç müdahelede bulundum.



Çok havalı olmuş değil mi? Bu fotoğrafta fark yaratan tekniğin adı soft-light blending. Fotoğraflara yumuşak ve etkileyici bir hava katıyor. Gerek portre fotoğraflarında, gerekse manzara fotoğraflarında çok güzel sonuçlar veren bu teknik, şu şekilde uygulanıyor.

Fotoğrafı RAW'dan export ederken kontrastın yüksek OLMAMASINA dikkat edin. SL blending işlemi kontrastı yükseltecektir. herhangi bir siyah veya beyaz nokta oluşmayacak şekilde fotoğrafı aktarın. Ardından layer penceresinden backgroundun üzerine sag tusla basıp "Duplicate Layer" seçeneğin seçin. Yeni oluşturduğunuz katmanı seçip, sol üstteki çekmece menüden "Soft Light" seçeneğini seçin.



Bu seçenek üstteki katmandaki noktaların renk değerlerini kullanarak , alttaki katmanı aydınlatacaktır. Ortaya karanlık noktaların daha karanlık, aydınlık noktaların da daha aydınlık olduğu bir fotoğraf çıkacaktır. Şu anki hali ile renk geçişleri oldukça serttir. Bunu yumuşatmak için üstteki katman seçili iken "Filter -> Blur -> Gaussian Blur" seçeneğini seçin. Bu seçenek üst katmandaki resmi(yani aydınlatma filtremizi) bulanık hale getirecektir. 70-90 pixel'lik bir bulandırma seçeneği uygun yumuşaklıkta sonuç verecektir. Gaussian Blur seçeneğini seçtikten sonra layer penceresinden üst katmanın geçirgenlik(opacity) değeri ile oynayıp, uygulamış olduğunuz efetkin etkisini azaltıp arttırabilirsiniz.



Bu noktada elde ettiğiniz görüntü biraz karanlık veya aydınlık olabilir. Bu noktada levels veya curves uygulayarak fotoğrafın aydınlık miktarını ayarlayabilirsiniz. Ben levels aracını seçip, orta tonları biraz daha "sola" çekerek aydınlattım.



İllaki RAW üzerine uygulamanıza da gerek yok. Direkt eski JPG dosyalarınıza uygulayabilirsiniz. Ayrıca "Soft Light" seçeneği dışında da bir sürü blending seçeneği mevcut. Tam oynamalık!!

Photoshop'da daha gösterilebileceğim bir sürü özellik var. Ama bunların çoğu dijital düzenlemeden çok dijital manipülasyona giriyor. Eğer gelecekteki yazılarımda bu özellikleri kulandığım bir fotoğraf olursa nasıl kullandığımı anlatacağım. Fakat konu anlatmak amaçlı yazılarım, gece çekimlerini anlatacağım sıradaki yazım ile birlikte bitiyor.

Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

12 Nisan 2009 Pazar

Güç Bende Artık

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->


Nerede kalmıştık?

ÖnceSonra




Yuvarlaklar ve Eğriler yazımda ada gezimizden bahsetmiştim. Aya Yorgi'ye kadar çıkıp, yemeğimizi yedikten ve daha önemlisi dinlendikten sonra aşağıya inmeye başladık. Yokuş aşağı inen yolun ilk düzeldiği yer bir çok yolun birleştiği geniş bir alandı. Adanın faytonları da bu noktayı durak olarak kullanıyorlardı. Orjinal fotoğrafı, daha doğrusu orjinal fotoğrafları burada çektim.

Aslında HDR elde etmek için çektiğim 3 fotoğraflı çekim yöntemimi, nasıl HDR fotoğraf çekilmez! olarak da anlatabilirim. Orjinal fotoğrafı 18mm odak uzunluğunda, f/6.3 Aperatür genişliğinde, 1/500s enstantane değerinde ve ISO 400 hassaslıkta çektim. Fotoğrafı çekerken ayaktaydım, makine elimdeydi ve ana obje olan fayton dışında hiç birşeye dikkat etmedim. Peki doğrusu nasıl olmalıydı?

HDR fotoğrafları çekerken çok dikkat etmemiz gereken üç nokta var. Birincisi basit: ISO 100'de çekim yapın. ISO değeri ne kadar düşük olursa, gürültü o kadar az olacaktır. HDR fotoğrafın işlenmesi bittiğinde bütün detaylar abartılı bir şekilde ortaya çıkar. HDR programları, gürültü ile detay arasındaki farkı algılamakta zorluk çekebilir. Bu sebeple olabildiği kadar az gürültülü bir şekilde fotoğrafları çekmeniz gerekiyor.

İkincisi makinenizin ayarlarını doğru yapın. Bir önceki yazımda elde edilecek 3 fotoğrafın parlaklık ayarlarının enstantane hızı ile sağlanması gerektiğini yazmıştım. Gerçekten de aperatür değeri her 3 fotoğraf için aynı kalmalıdır. Değişen tek değer enstantane hızı olmalıdır. Makinelerimizin bunu sağlayabilecek iki modu var. Av(Aperature priority) ve M(Manual Exposure). Makinelerin çalışma modları ile ilgii ayrıntılı bilgi için başka bir yazı beklemeniz gerekecek. Fakat HDR için gerekli işlemleri şimdilik kısaca anlatacağım.

Hem M modunda hem de AV modunda ilk yapacağımız iş bir aperatür değeri seçmek. Tavsiyem kullandığınız lens'in en geniş aperatür değerini 1 tam durak indirmek. Örneğin standart 18-55 kit lensinizin 55mm'deki en geniş aperatürü f/5.6'dır. Bu durumda f/8 aperatür değerini seçmek size lensden alabileceğinz en keskin görüntüyü verecektir.

M modunda çekimde yapmamız gereken uygun bir aperatür değeri seçip, bu değeri sabit tutarak enstantane hızını değiştirmek suretiyle istenilen pozlamaları yakalamaktır. Seçtiğiniz enstantane için oluşan pozlama değerini(parlaklık durumunu), vizördeki parlaklık cetvelinden gözlemleyebilirsiniz. Amacımız, parlaklık cetvelı -2'deyken bir fotoğraf, 0'dayken bir fotoğraf ve +2 deyken bir fotoğraf edinmek.

Av modunda seçtiğimiz aperatür değeri mutlaktır. Aperatür değerini ayarladıktan sonra, parlaklık cetvelinden istediğimiz parlaklık değerlerini (-2, 0, 2) seçeriz. Makinemiz bu değerlere karşılık gelen enstantane değerlerini otomatik olarak hesaplar ve fotoğraflarımızı bu değerler ile çekeriz. Benim bu tip çekimler için tercih ettiğim mod AV modu. Çünkü Auto-Exposure Bracketing'e izin veriyor!!!

Peki nedir Auto Exposure Bracketing? Makinelerin menülerinde ve/veya üzerindeki tuşlarda bulunan bir özelliktir Auto Exposure Bracketing(AEB). Teker teker -2, 0, 2 değerlerini siz seçeceğinize, menüler aracılığı ile AEB aralığını -2 0 2 olarak belirleyip AEB yi aktive ediyorsunuz. Bu noktadan sonra 3 kere deklanşöre basıyorsunuz. İlk basışınız normal, ikinci basışınız karanlık, üçüncü basışınız da aydınlık fotoğrafı çekmenizi sağlıyor. Yani siz sadece ayarları önceden yapıyorsunuz ve 3 kere deklanşöre basıyorsunuz. Bu, HDR çekerken dikkat etmeniz gereken üçüncü ve en önemli kural için son derece kritik bir özellik!

Üçüncü ve en önemli kural şu: Kadrajı sabit tutun! Basit görünse de son derece zor bir iştir. Tek bir pozda sabit tutmak yapılabilir olsa da her 3 pozun da tamamen aynı kadraja sabit olmasını sağlamak ciddi bir el kabiliyeti ister. Hele her deklanşöre basmadan önce pozlamada değişiklik yapacaksak (Manual mod, AEB'siz Av modu) kadrajı sabit tutmak iyice imkansızlaşıyor. Eğer el kabiliyetimiz bunun için yeterli değilse üzülmeyin, kolayı var: Bir tripod ve deklanşör kablosu edinin!

Tripod ile makineyi sabitlediğinizde , Av modunu kullanıp AEB ayarını yaptığınızda ve deklanşöre basmak yerine, deklanşör kablosu (cable release) kullandığınızda, kadrajı oynatacak neredeyse her etkenden kurtulmuş oluyorsunuz. Tam olarak bütün sarsıntıdan kurtulmak için yapabileceğimiz bir şey daha var: Makinenin "Custom Functions" bölümünden Mirror lock'u aktive etmek. Bu sayede deklanşöre ilk bastığınızda SLR makinanızın sensörünün önündeki ayna kalkar, ikinci basışınızda fotoğraf çekilir. Bunun amacı, ayna yukarı kalkarken makinede oluşabilecek herhangi biri fiziksel titreme veya sallantının görüntüye etki etmesini engellemektir.

Kadrajı sabit tutma kısmında dikkat edilmesi gereken bir nokta daha var: Kadrajdaki objelerin de sabit durmasını sağlamak. Bunu her zaman sağlayamayabilirsiniz. Mesela fotoğrafını çekmeye çalıştığınız faytona bağlı olan atlardan biri siz fotoğraf çekerken kafasını oynatabilir veya fayton'un sağ tarafında hareket etmekte olan bir bayan bulunabilir. Burada ihtiyacınız olan şey sabır ve zaman. Yeterince sabrederseniz, herşeyin sabit durduğu kısa bir süre elde edebilirsiniz. Bu süre içerisinde de gerekli çekimi gerçekleştirebilirsiniz.

Ben bu fotoğrafı çekerken, en büyük eksiğim işte bu iki faktördü. Çoktan yola çıkmıştık ve eşim ile diğer arkadaşlarım beni bekliyorlardı. Bırakın tripod kurmayı, fotoğrafı çekmeye bile vaktim yoktu. Hızlı bir şekilde makinemi Av moduna aldım. Çekim seçeneklerinden sürekli çekimi(continuous shooting) seçtim. Bu sayede deklanşöre basılı tuttuğum sürece makinem fotoğraf çekmeye devam edecekti. AEB ayarlarına girip AEB aralığını -2, 0 ,2 olacak şekilde ayarladım. Makineyi faytona çevirdim, odakladım, nefesimi verdim, konsantre oldum, gözlerimi kapattım ve yavaşça deklanşörü indirdim.

Canon Eos 400D'nin o muhteşem deklanşör sesi 3 kere yankılandı. Biliyordum ki üçüncü poz en uzun sürecek pozdu. Üçüncü deklanşör sesini duyduktan sonra duruşumu ve pozisyonumu bozmadım. Acele etmedim ve deklanşör sesinin 4. kez tınlamasını bekledim. Ancak bu sayede ilk 3 fotoğrafın sorunsuz çıktığından emin olabilirdim. Deklanşör sesini 4. kez duyduktan sonra koştura koştura bizimkilerin yanına gittim. Sonuçları eve gittiğimde alacaktım.

-2 EV (Koyu)0 EV (Normal)+2 EV (Parlak)




Eve geldiğimde makinemdeki bütün dosyaları harddiskime aktarıp, raw dosyaları işlemeye başladım. Bu 3 fotoğrafı bir kenara ayırdım. Diğer dosyalar ile işim bittiğinde sıra HDR fotoğrafa gelmişti. Photomatix'i çalıştırdım. Bu üç fotoğrafı seçip, raw olarak photomatix'e sürükleyip bıraktım (JPG olarak da yapabilirsiniz).

Photomatix, bu üç raw dosyayı yükler yüklemez bana bu dosyalar ile ne yapmak istediğimi sordu. Ben de HDR görüntü hazırla (Generate HDR Image) seçeneğini seçtim. bunun ardından karşıma bir kaç seçenek seçebildiğim bir menü çıktı. Eğer çekim esnasında yukarıda anlattığım noktalara dikkat etmemişseniz (benim gibi), buradaki seçenekler sayesinde photomatix'in fotoğraflara ufak ön müdahelelerde bulunmasını ve bu durumu düzeltmesini sağlıyorsunuz. Photomatix otomatik olarak kadrajlardaki kaymaları, gürültü miktarını ve kadrajdaki hareketli nesneleri düzeltmeye çalışır. Aslında bu konuda da gayet başarılı diyebilirim. Bu noktada fotoğrafın genel ısısını, yani beyaz dengesini de ayarlayabiliyorsunuz.

Bu aşamayı geçtikten sonra.....bekliyorsunuz. Photomatix sizin için HDR dosyasını hazırlar ve 60s-100s içerisinde size sunar. Karşınıza gelen görüntü son derece yüksek miktarda kontrast bilgisi içeren bir görüntüdür. Ekranlarımız bu görüntüyü görüntüleyecek kifayete sahip olmadığından bu noktada sizin müdahele etmeniz gerekir. Bu yüzden bu ekranda bulunan kocaman Tone Mapping tuşuna basıyoruz ve karşımıza sihirin başladığı yer geliyor.



Bu ekranda bulunan 14 seçenek sayesinde fotoğrafımızı bir sanat eseri haline getirebiliriz. Fakat nerede duracağımızı bilmemiz lazım. Bu menüdeki bütün ayarlar çok kuvvetli ayarlar. Her biri fotoğrafın görüntüsünde çok ciddi fark yaratıyor. Biraz deneme yanılma ile siz de fotoğraflarınıza hayat katabilirsiniz.

Bu tonama esnasında kullanabileceğiniz bir kaç tavsiyem olacak:

- Strength'i yüksek tutun. Bu ayar Master Volume ayarı gibi bir ayar. Maksimuma çıkarmayın, fakat az da tutmayın.
- Light Smoothing i ya 4 ya da 5'de tutun. Daha aşağısında fotoğraf, daha çok tablo haline gelmeye başlıyor.
- Black point'i 1 White point'i de 4 civarında tutmak benim gördüğüm kadarıyla en sağlıklı sonuçları veriyor.
- Temperature (renk ısısı) ayarını HDR dosyayı oluşturmaya başlarken yapın. Burada 0 da tutun.
- Microsmoothing'i düşük bir seviyede tutun ama hiç bir zaman 0 yapmayın. Yoksa yüksek miktarda gürültüyle karşılaşırsınız.
- Luminiosity fotoğrafa parıldayan bir görüntü verir, fakat aşırı kullanımı sonucunda objelerin çevresinde istenmeyen ışık alanları oluşur(halo)
- HDR tonlama işlemi, gürültü yaratan bir işlemdir. Fotoğrafla işiniz bittikten sonra Neat Image programını kullanarak istenmeyen gürültüden kurtulabilirsiniz.

Sonuçtan mutlu olduğunuz zaman Process tuşuna basın....ve HDR çalışmanız tamamlansın!!



Son bir uyarı yapmak istiyorum. HDR yani "Geniş Dinamik Kontrast Aralığı" her zaman uygulanmaması gereken bir teknik. Eğer fotoğrafını çekmek istediğiniz görüntüde hem yüksek miktarda ışık, hem de gölgeler mevcutsa HDR tekniği manalı bir sonuç veriyor. Eğer fotoğraf çektiğiniz ortamda yüksek ışık farklılıkları yoksa, Tek bir fotoğraf çekip uygun bir histogram düzeltmesi ile çok güzel sonuçlar elde edebilirsiniz. Hatta Photomatix'in yeni versiyonları sadece tek bir raw dosyasını alıp üzerinde tonlama yapmanıza fırsat tanıyor.

Raw dosya çekmiyorsanız bile photomatix'in gelişmiş tonlama seçeneklerinden faydalanma şansınız var. JPG dosyanızı DPP'de açın ve farklı bir isimle TIFF uzantılı olarak kaydedin(Exif İÇERMEYECEK şekilde), Histogram eğrisinin en orta noktasını tutun ve bir kare sola çekin. Fotoğrafın parlaklığı ciddi bir şekilde artacaktır. Farklı bir isimle (Yine TIFF) kaydettikten sonra aynı işlemi tekrarlayın fakat bu sefer orta noktayı sola değil sağa doğru bir kare çekin. Fotoğrafınız kararacaktır. Bunu da farklı bir isimde kaydedin(TIFF). Bu üç dosyayı photomatix'e atıp "Çakma HDR" çalışması yapabilirsiniz.

Bir sonraki yazımda makine modlarını ve bu modların kullanım yerlerini anlatacağım.

Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

11 Nisan 2009 Cumartesi

Gölgelerin Gücü Adına

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

Yeni bir lens almanın yarattığı motivasyonu anlatmaya kelimeler yetmiyor. Fotoğraf makinemi alalı 4 ay, 50mm f/1.8'i alalı daha bir kaç gün olmuştu. O zamana kadar fotoğraf makinemi kompakt makinelerden çok da farklı kullanmıyordum. Fakat yeni lens aldıktan sonra içimde bazı şeyler değişti. Internetten fotoğraf eğitim sayfalarına girmeye, kitaplar okumaya, dergileri takip etmeye başladım.

İndirdiğim dergilerden son derece eğiticiydi. Enstantane, Aperatür, ISO gibi kavramları anlatmanın yanı sıra, manzara fotoğrafları nasıl çekilir, RAW dosya formatı nedir, portre çekiminde nelere dikkat edilmeli gibi sorulara da cevap veriyordu. Bir yandan çok başarılı bir şekilde tonlanmış fotoğraflara bakıyor, bir yandan da fotoğrafçılığı öğrenmeye çalışıyordum....

....ve bir dergide o sayfaya denk geldim. Bir şehir fotoğrafıydı. Parçalı bulutlu bir havada çekilmişti. Görüntü tek kelime ile inanılmazdı. Bulutları ayrıntıları, binaların renkleri, gölgelerdeki detaylar...hepsi görülebiliyordu. Sayfanın hemen başında ise kocaman bir başlık vardı:

"How to create HDR images" (Nasıl HDR görüntü yaratılır.)

Yazıda HDR'nin ne demek olduğu, nasıl yapıldığı ve bu fotoğrafların neden bu kadar güzel gözüktüğü anlatılıyordu. Gözüm dönmüştü. Mutlaka bu tekniği öğrenmeli ve uygulamalıydım. Anlatılanlara göre ihtiyacım olan tek şey pozlama ayarı yapabilen bir fotoğraf makinesi ve dijital çağın fotoğrafçılık mucizesi Photoshop CS2 idi ve ikisi de bende mevcuttu.

Hemen elime fotoğraf makinasını aldığım gibi belirtilen teknikleri uygulamaya başladım. Açıkçası sonuç hüsrandı. Zaten henüz daha photoshop kullanmayı çözememiştim. Bir parça hayal kırkılıığına uğramıştım fakat yılmamıştım. İki gün süren bir uğraşın ve internette yaptığım bir çok site araştırmasının ardından, o gördüğüm muhteşem manzaraları photoshop yerine photomatix adlı bir program ile de yapabildiğimi öğrendim.

Photomatix'i yükledikten sonra ilk denemelerim moralimi yerine getirdi. Gerçi bu denemeler tam HDR görüntüler değillerdi. Tek kareden türetilmiş "Çakma HDR"lerdi.
ÖnceSonra







"Çakma HDR" olmalarına rağmen son derece göz alıcı hale gelen bu foroğraflar, deneme ve öğrenme azmimi daha da arttırmıştı. Yavaş yavaş, deneyerek ve hatalardan ders alarak HDR nin ne olduğunu ve niye uygulandığını tam olarak anlamaya başladım.

HDR kelimesinin anlamı High Dynamic Range. Türkçe çevirisi "Yüksek Dinamik Aralık".....bence yeterli bir çeviri değil. "Yüksek Dinamik Kontrast Aralığı" daha doğru bir çeviri olacaktır. Peki nedir kontrast?

Kontrast kelimesini aslında günlük konuşmada da zaman zaman kullanıyoruz. Genelde iki fikir, söz, düşünce....veya renk arasındaki tam zıtlığı belirtmek için kullanığımız bu kelime, görsel sanatlarda "En siyah nokta ile en beyaz nokta arasındaki fark" olarak tanımlanabilir. Geçen yazımızda histogramdan ve histogramın en solundaki barı kaydırarak "koyu gri"leri "siyah" yapmaktan bahsetmiştik. Sonuçta histogramımız en siyah belirlediğimiz nokta ile en beyaz belirlediğimiz nokta arasındaki değerleri 255 değere dağıtıyordu.

Malesef monitörlerimiz şimdilik bu 255 rakamı ile sınırlı. İşin ilginci bu değer aslında gözlerimiz için yeterli bir değer. İnsan gözü adaptasyon sağlayabilen bir görme aracı. Ortamdaki ortalama ışığa göre göz bebeğimiz(aperatür) ve retina hassaslığımız(ISO) kendini ayarlıyor. Bu sebeple gece yatmadan önce ışıkları kapattığımızda her tarafı siyah görürken, bir kaç dakika sonra gözümüzü açtığımızda odamızı gri tonları ile bezenmiş ve ayrıntıları seçilebilir bir şekilde buluyoruz. Bu anda açılacak ışık, gözümüz için yine bir adaptasyon süresi geçmesini gerektiriyor. Fakat bir kaç saniye içinde parlaklık değerleri yerine oturuyor. Gözümüz karanlığa alıştığı zamanki tonlar hep oradaydı. Aydınlığa alıştığımız zamanki tonlar da hep orada. Fakat hepsini bir arada göremiyoruz.

Gözümüz zaten bir ortalama parlaklık değerine adaptasyon sağladığında 200-300 ton arası bir değerde kontrast aralığına sahiptir. Fakat bu adaptasyon yeteneği sayesinde gözümüzün kontrast aralığı etkin olarak çok yüksektir. Bu sayede gökyüzüne bakarken bulutları ve detaylarını, başımızı eğip yere baktığımızda ise gölgelerin altında yatan detayları görebiliriz. Aynı durum ekrana bakarken de geçerli. Biz ekrana bakarken, gözümüz, bulunduğumuz yerdeki ortalama ışığa göre bir kontrast aralığı belirler. Bu yüzden karanlık yerlerde ekran parlak, aydınlık yerlerde ise ekran bize soluk gözükür.

Gözümüz kendisini bir şekilde ayarlayabilir. Fakat fotoğraf için aynı şey geçerli değil. Deklanşöre bastığımız anda aperatür genişliğini ve ISO değerini çoktan belirlemiş oluyoruz. Bir süre sensor açık kalıp kapanıyor. Bir nevi dünyaya sabit bir göz bebeği ile bakmak durumunda kalıyoruz.

HDR tekniği bu noktada devreye giriyor. Yapılan işlem, gözümüzün yaptığı işlemden pek farklı değil. Aynı fotoğrafı 3 kere çekiyoruz. Fakat bu işlemi yaparken sensör üzerine düşen ışık miktarını her fotoğraf için değiştiriyoruz. Bunun için aperatürü(gözbebeği) kısıp genişletmek yerine, enstantane süresini azaltıp çoğaltıyoruz. Elimizde 3 değişik parlaklık bilgisi içeren dosya oluşuyor. Düşük parlaklık bilgisi içeren dosyadan parlak noktaların(highlight) detaylarını, yüksek parlaklık bilgisi içeren dosyadan ise karanlık noktaların(shadow) detaylarını alabiliriz.

Eğer blogumu takip ediyorsanız son iki cümlede yazdıklarımın tanıdık gelmiş olması lazım. Çünkü çok benzer birşeyi Hem öyle, hem de böyle adlı yazımda da anlatmıştım. O yazıdaki fotoğrafta bulutların detaylarını ortaya çıkarmak için orjinal fotoğrafın daha koyu bir kopyasını alıp, orjinal bulutların üzerine daha koyu bulutlar gelecek şekilde bir aşamalı geçiş yapmıştık. O örnekte fotoğrafın sınırları çok belliydi. Gökyüzü ve yeryüzü tek bir çizgi ile ayrılmıştı. Bu sayede fotoğrafın üst kısmında tamamen koyu dosyadaki bulutların(yani parlak noktaların) detaylarını kullanmaya karar verebilmiştik.

Fakat bütün fotoğraflarda bu keskin fark oluşmayabilir. Fotoğraftaki bir ağaç, bir bina veya bir kişi, kadrajın en altından en üstüne kadar olan bölgeyi kaplayabilir. Ya da fotoğraftaki bir gölde, gökyüzünün tamamen parlayan bir yansıması olabilir. Bu tip durumlarda aşamalı geçiş, parlaklık ve gölgelerde kalmış gizli detayları kurtarmanıza yetmeyecektir.

Kısacası elimizdeki değişik parlaklık bilgili 3 adet fotoğrafı birleştirmek için özel bir yönteme başvurmamız gerekiyor. Bu noktada da photomatix adlı program devreye giriyor ve nerenin parlak nerenin gölge kalacağına karar vermemize yardım ediyor.

Bir sonraki yazımda uygulamalı olarak, adım adım bir HDR fotoğrafın nasıl çekildiğine ve nasıl hazırlanığına dair örnek vereceğim. Büyükada'da çektiğim bu fayton fotoğrafını, son haline gelene kadar yaptığım bütün adımları teker teker anlatacağım.

ÖnceSonra



Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

9 Nisan 2009 Perşembe

Yuvarlaklar ve Eğriler

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

29 Mart 2009 günü bizim için sıradışı bir pazar günüydü. Şehrimizde olan bitene dair bir şey yapabildiğimiz, dört senede bir bize de söz hakkı verilen tek gün. Seçim günü. Standart seçim günü prosedürü, şu şekilde oluyor. Ufacık bir damga ile önümüze sunulan seçeneklerden birini seçip, bu işlemi üç ayrı kağıt için tekrarlayıp, bu kağıtları bir zarfa koyup, sandığa atmak suretiyle vatandaşlık görevimizi yerine getirmiş oluyoruz.

Eğitim sistemimiz önümüze sunulan seçeneklerden birini seçme üzerine kurulu olduğundan, seçim prosedürünü hiç sorgulamıyoruz. Demek ki bizden beklenen sorunlara, engellere yeni bakış açıları ile bakmak, değişik çözümler getirmek değil, önümüze sunulan seçeneklerden birini seçmek. Seçim pusulasındaki seçenekler bile okul testlerinde olduğu gibi: Yuvarlak!!!

29 Mart 2009 günü erkenden uyandık. Amacımız hızlı bir şekilde önümüze sunulan yuvarlakların arasından en iyisi olduğunu düşündüğümüz yuvarlağa damgalarımızı bastıktan sonra, hızlı bir şekilde Büyükada'ya gitmekti. 5 kişi (Ben, Selin, Özgür, Burcu, Seyhan) bir arabaya tıkışıp, hızlıca Bostancı'ya geçtik. Seçim günü sebebiyle insanlar gaç uyandığından ve/veya evlerini terketmediklerinden dolayı yollar oldukça boştu. Bostancı'dan tekneye binip adaya doğru yola çıktık.

Yolda Seyhan'ın yeni makinesini inceledik. Nikon D90 ile yıldızı bir türlü barışmayan Seyhan, Canon'a dönüş yapıp Eos 50D edinmişti. Ben makineyi son derece başarılı buldum. Darısı başıma diyorum :)

Adaya vardıktan sonra uzun, yorucu ve eğlenceli bir yürüyüşün ardından Aya Yorgi manastırına vardık. Bu noktada fotoğraflarımız çekip, yemeğimizi yedikten sonra alternatif bir yoldan geri döndük. Geri dönerken yolda bu manzarayı yakaladım.



Fotoğraftaki yapı Nikola Manastırı. Fotoğrafı 55mm odak uzunluğunda, f/8.0 aperatür aralığında, ISO 400 hassaslıkta 1/400s enstantane hızı ile çektim. Bu fotoğraf RAW durumun hiç müdahele edilmemiş hali. her ne kadar ağaçların ve binanın ayrıntıları net çıkmış olsa da, arka plandaki gökyüzünün ve denizin detayları parlaklık içerisinde kaybolmuş.

DPP'de fotoğrafı açtığımızda karşımıza bir araç penceresi çıkar. Bu araç penceresinin tepesinden 3 ayrı menüye geçiş yapabiliriz. İlk menü RAW menüsü. Burada yapacağımız müdaheleler diğer müdahelelere göre daha "kayıpsız" müdahelele olacaktır.

Brightness adjustment seçeneği fotoğrafa pozlama ayarı yapmanızı sağlar. Bu noktadan yapacağınız parlaklık ayarı resmin yapısını genş ölçüde bozmadan gerçekleşir. White balance adjustment ise resmin beyaz tonunu ayarladığnız yerdir. Buradaki menüden Color temperature seçeneği ile resmi daha sıcak veya daha soğuk renklere büründürebilirsiniz.

Picture Style menüsündeki seçenekler, Canon fotoğraf makinenizdeki seçenekler ile aynıdır. Bu seçimi fotoğraf çekerken değiştirmiş olsanız bile, RAW çalışmak sayesinde bu seçimi çektikten sonra değiştirebilirsiniz. Ben buradaki stylelardan Landscape style a bayılıyorum. Renkler daha pastel çıkıyor. Bu noktadan sonra karşımıza histogram geliyor.

Histogram denen şey aslında genel bir parlaklık haritası. Histogramın en solu en koyu tonları, en sağı en parlak tonları gösteriyor. Histogram grafiğine baktığımızda gördüğümüz grafik, fotoğrafınızda hangi ton değerinden yaklaşık olarak kaç noktanın bulunduğunu gösterir. Bu örnekte -10'EV'dan -6EV ye kadar olan aralıkta çok az sayıda nokta mevcuttur. Noktaların genel parlaklık değerleri -4EV ile -2EV arasında toplanmıştır.

Henüz daha bu parlaklık değerlerine dijital değerler atanmamış. Eğer kendi haline bırakırsanız -10EV den +4EV'ye kadar olan bu geniş alanın tamamı "uygun bir fonksiyon" ile 0 dan 255'e kadar olan değerlere bölünür. Başka bir deyişle tam siyah ile çok koyu gri tonları birer değer kazanacaktır. Zaten topu topu 255 tane değeriniz var. Hem siyaha, hem çok koyu gri'ye iki ayrı ton ayırmak yerine, ikisine de siyah diyip, fotoğrafta çok daha fazla noktanın bulunduğu -4EV ile -2EV arasındaki gri ve birazcık daha açık gri arasına bir ton değeri daha eklemek, fotoğrafın canlılığını arttıracaktır.

Burada sormanız gereken soru şu: Hangi koyugri rengine kadar siyah yapayım. View menüsünden Shadow seçeneğini seçin. Sonra histogramın en solundaki çizgiyi tutup sağa doğru kaydırmaya başlayın. Fotoğrafın daha koyulaşmaya başladığını ve bazı yerlerde mavi noktalar oluşmaya başladığını göreceksiniz. Mavi noktalar, koyu gri'lerin siyah olmaya başladığı(clipping) noktalar. Bu noktalar, ciddi detay kaybına yol açmadığı sürece çizgiyi sağa doğru ilerletmeye devam edin.

Aynı şey sağ taraftaki çizgi, beyaz ve çok açık gri içn de geçerli. Fakat parlak tonlardaki(highlight) clipping, koyu tonlardaki(shadow) clippingden çok daha rahatsız edici. Bu yüzden histogramın bu tafaı ile bu noktada uğraşmamak en iyisi.
Histogram grafiğinin yukarısı ve aşağısını da oynatabilirsiniz, fakat bunu da pek tavsiye etmeyeceğim çünkü mutlak beyaz ve mutlak siyahın tonları ile oynamak bana pek mantıklı gelmiyor. Bellllki gece fotoğraflarında oynanabilir, fakat denemeden bir şey söyleyemeyeceğim.

Histogramın altındaki seçenekler sırasıyla Contrast, Color Tone, Color Saturation ve Sharpness. bu değerler, normalde fotoğraf makinanızda da ayarlayabileceğiniz değerler.

DPP araç penceresinin ikinci menüsü RGB tonlama menüsüdür. Burada karışıızda bu sefer daha değişik bir histogram var. İlk histogramdan 0 dan 255'e kadar gelen tonları, burada bir fonksiyondan daha geçirebiliyoruz. Menünün ilk seçeneklerinde DPP, size kendi önerisini sunuyor. Ben DPP nin önerilerini bu güne kadar hiç tatmin edici bulmadım. Zaten RAW menüsündeki ayarlar doğru yapıldığında, bu histogramdan çok ufak dokunuşlar yapmanız yetiyor. Özellikle bu menünün altındaki brightness, contrast, hue(color tone), saturation ve sharpness ayarlarını RAW menüsündeki seçenekler üzerinden yapmanız çok daha güzel sonuç verecektir.

Peki o zaman bu menü niye var? Bu menü fotoğrafı RAW değilde JPG çekiyorsanız bu değişiklikleri yapabilmenize yarayacaktır. Fakat buradaki histogramı, RAW çekseniz bil kullanmanız için çok önemli bir sebep var.

RAW menüsünü anlatırken "uygun bir fonksiyon" dan bahsetmiştim. Bu uygun fonksiyona tek müdahele şansımız, histogramın hemen altındaki contrast değerini değiştirerek oluyor. Fakat bazen fotoğrafların düz kontrast ayarından daha fazlasına ihtiyacı oluyor.



Örneğin, Nikola manastırının fotoğrafında gökyüzünün noktalarının parlaklık değerlerini ve adanın noktaların parlaklık değerlerini histogram üzerinden direkt seçebiliyoruz. Histogramın sol tarafı ada, sağ tarafı da deniz ile gökyüzü. Bu iki nokta yoğunluğunun arasında az miktarda nokta içeren bir parlaklık bölgesi var.

Yani?

Elimdeki 255 değerin 0-60 arası ada noktalarını, 100-200 arası da deniz ve gökyüzü noktalarını belirtiyor.

Eeee Yani?

Toplamda kullanabileceğim 255 ton yerine sadece 160 ton kullanıyorum. 95 değişik parlaklık tonu çok az miktarda kullanılan noktaları tonlamak için kullanılıyor.

Bu durumda ben bu ton değerlerini kendi "uygun fonksiyonum" geçirebilirsem; mesela 0-60 arası tonları belirli tonlara atasam, 60-100 arasındaki tonlara 3-4 ton atasam, kalanlarını da havayı ve denizi tonlamak için kullansam ne olur? Kullandığım ton sayısı 160 dan 250 ye çıkar. Bu sayede daha kaliteli gözükten bir fotoğraf elde edebilirim!!



Mesela sonuç olarak bu fotoğrafı elde etmek için kullandığım DPP değerleri şunlardı:



Aslında RGB menüsünde kullandığımız bu histogram "eğrisi"nin genel adı "Curves" yani "Eğriler" aracı. Photoshop'ın en güçlü araçlarından biri olan Curves sayesinde, fotoğrafın hangi tonlarının daha kuvvetli, hangi tonlarının daha sönük olacağına karar verebiliyoruz. Eğrinin eğiminin dik olduğu yerlerde ufak bir aralığa karşılık geniş bir ton perdesi düşmekte. Eğrinin eğiminin az olduğu yerlerde ise geniş bir aralığa karşılık olarak az sayıda ton düşmekte. Eğrinin eğimini hiç bir zaman negatif yapmamak gerekiyor çünkü bu durumda iki farklı ton girişine, aynı ton değeri uygulanıyor. Zaten bu araç ile biraz oynayıp negatif eğimli eğriler elde ettiğinizde sonuçların ne kadar değiştiğini farkedeceksiniz.

En güzeli, fotoğrafı aslında çekim anında doğru pozlamada ve değerlerde çekip sonradan bu tip müdahelelere gerek kalmamasını sağlamaktır. Hatta bunu kontrol edebilmek için SLR makinelerimizin histogram'ı gösterme seçeneği bile var. Buraya bakıp bile resmimizin aydınlık ve karanlk bölgeleri hakkında çok şey öğrenebiliriz.

Malesef şu anki monitörlerimizin teknolojisinden dolayı bütün bu tonlama değerleri 255 değer üzerinden işliyor. Fakat doğa bize aydınlık ve karanlık arasında çooook daha geniş bir ton aralığı sunmakta. Peki biz bu geniş ton aralığını bir fotoğrafa sığdırabilir miyiz?

Cevabı bir sonraki yazıda: Geniş Dinamik Kontrast Alanı bir başka deyişle High Dynamic Range....yani HDR

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

7 Nisan 2009 Salı

Hem öyle, hem de böyle

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->

Bu hafta 3 gün Ege'deyim. Aydem Elektrik Dağıtım'ın davetlisi olarak Aydın, Denizli ve Muğla'da enerji kalitesi ve harmonikler konulu seminerler vermekteyim. Pazartesi Denizli'de verdiğim seminerin ardından İlkay Bey'in nerede yiyelim sorusuna, benim için farketmez ama giderken yolda fotoğraf çekebilecağim bir yer iyi olur diye cevap vermemin sonucunda, Pamukkale'ya gittik.

Ben çoook küçükken gitmiştim Pamukkale'ye. O zaman bile o fotoğraflardan gördüğümüz bembeyaz ve pırıl pırıl travertenler talan olmuş durumdaydı. Bırakın beyazı, krem rengi bile denemezdi travevertenlere. O yüzden giderken pek bir beklentim yoktu.

Pamukkale'ye vardığımda açıkçası çok mutlu oldum. Travertenler eski beyaz hallerine kavuşmaya başlamışlardı. Hala bir parça krem rengi gözükmelerine rağmen, bir önceki gelişimle bu gelişim arasında dağlar kadar bir fark vardı. Travertenlerin çevresindeki otellerin hepsi yıkılmış, yerlerine Hierapolis antik kentini kapsayan ve çevreyi koruyacak şekilde parklar yerleştirilmişti.

İlk önce traverterlerin sularının toplandığı gölparka gittik ve orada biraz gezindik. Bol bol fotoğraf çekme şansım oldu. Burayı gezdikten sonra ise Hierapolis antik kentini ve travertenleri gezmek amaıcyla yukarı çıktık...

...ve yağmur başladı. Yağmur başlamadan önce şu fotoğrafı çekme şansım oldu.



Burası Pamukkale üzerinden Denizli ovasının görünümü. İnsanın soluğunu kesecek kadar güzel bir manzarası vardı. Hemen fotoğraf çekmeliydim çünkü yağmur başlamak üzereydi. Tembel bir insan olduğum için makineyi A-Dep moduna ayarladım. Önce ISO 100'de çekmek istedim manzarayı. Fakat kapalı hava yüzünden, 25mm odak uzaklığı ve f/5.6 aperatür ile normal pozlama için elde ettiğim enstantane değeri düşük geldi. Ben de ISO 400'e yükseltmeye karar verdim. 1/400 enstantane değeri ile herhangi bir titreme oluşmadan çekimi tamamladım.

Bu görüntü, fotoğrafın daha DPP'de işlenmeden önceki hali. Yine de bize fotoğrafın tonları hakkında fikir veriyor. Bulutların arasından yüzünü göstermeye çalışan güneş, bulutlar üzerinde parlamaya yol açmış. Pozlama esnasında bu parlama, makineyi yanıltıp enstantane hızını yüksek seçmesine sebep olmuş. Bunun sonucunda da yakın plan ve yer karanlık kalmış.

Eğer resmi DPP'de yer kısmı yeterince aydınlık çıkacak hale gelene kadar aydınlatırsak, bulutlardaki bütün detayları kaybederiz. Eğer bulutlardaki parlamaların, bulut detaylarının kaybolmasına sebep olduğunu düşünüp, aydınlığı kısarsak da yer detaylarını tamamen kaybederiz.

Ama biz hem öyle olsun hem de böyle olsun istiyoruz. Peki ne yapacağız?

Sivilceli mankenlerin ve meydanları dolduramayan siyasetçilerin en iyi dostunu kullanacağız tabii kii!! Adobe'nin dünyaya bahşettiği en büyük ikinci eser(Birincisi PDF dosya formatı) olan Adobe Photoshop kullanacağız.

Önce RAW dosyamızı Photoshop'da açıyoruz. Karşımıza gelen dialog'da, skalalar ile, yeryüzünün istediğimiz parlaklığa ve detay seviyesine sahip olduğundan emin olana kadar oynuyoruz. Buluttaki detay kaybolabilir ve bu şu anda bizi hiç ilgilendirmiyor. Sonuçta bunun gibi bir fotoğraf elde ediyoruz.



Sonra aynı dosyayı bir kere daha açıyoruz. Bu sefer amacımız bulutların olabildiği kadar çok detay edinmesini sağlamak. Yani fotoğrafı karartıyoruz. Elde ettiğimiz fotoğraf bunun gibi bir görünüme sahip oluyor.



Eğer Adobe Camera Raw Converter, sizin fotoğraf makinanızı desteklemiyorsa üzülmeyin. Yukarıdaki iki adımı DPP'de yapın ve sonuçları TIFF uzantılı olacak şekilde kaydedin. TIFF dosya formatı 16-bit bir dosya fortmatı olup kayıpsz bir şekilde veriyi aktarmanızı sağlayacaktır. Bu dosyaları Photoshopda açın. Yalnız boyutu biraz büyüktür o yüzden işiniz bitince bu dosyaları silmeyi unutmayın.

Şu anda Photoshop'da açık iki adet dosyamız var. Şimdi bu dosyalardan herhangi birini seçin ve CTRL-A ya basın. Bu komut fotoğrafın tamamını seçmenize yarayacaktır. CTRL-C'ye basıp fotoğrafı hafızaya kopyaladıktan sonra, öbür resmi seçip CTRL-V'ye basın. Bu hareketle, iki fotoğrafı da üstüste yerleştirmiş olacaksınız.

Yapıştırmış olduğunuz resim, öbür resmi tamamen kapatmış gözükecektir. Şu anda her iki fotoğraf da birer katman(layer) sayılıyor. Bu katmanlara Layers kutusundan (Kapalıysa F7'ye basın) bakabilirsiniz. Kutu sırasında yukarıda olan katman şu anda görünür olan katmanımız. Fakat bizim istediğimiz şey ise iki resmin yavaşça birbirine geçmesi. Bunun için en üstteki katman(layer) seçili iken Layers kutusunun altındaki tuş takımından üçüncüsüne(Add Layer Mask) basıyoruz.



Görünürde bir şey olmamış gibi gözükmesine rağmen layer kutucuğunda en üstteki katmanın yanına beyaz bir kare eklendiğini görürsünüz. Bu kare bu katmanın "maskesi" dir. Bir maske üzerinde beyaz olan her nokta işlem görür. Siyah olan her nokta ise ait olduğ katmanın aynı noktasını transparan yapar. Gri olan nokta ise katmandaki aynı noktayı griliği oranında transparan yapar.

Şimdi sol taraftaki araçlardan gradient tool'u(İkinci grup sağdan üçüncü tuş. Eğer kova gözüküyorsa üzerine basılı tutun ve öbür seçeneği seçin) kullanaracağız. Gradient Tool u seçip fotoğraflar arası geçişin gerçekleşmesini istediğiniz noktaya basın ve basılı tutun. İlk bastığınız nokta yumuşak geçişin başlayacağı nokta olacaktır. Bu noktadan itibaren kürsörü çektiğiniz yöne doğru, çektiğniz çizgi boyutunda, alt taraftaki fotoğrafa doğru yumuşak geçiş yaşanacaktır. Eğer çizgiyi kısa tutarsanız çok sert bir geçiş, eğer çok uzun tutarsanız çok yumuşak bir geçiş olacaktır.

Bu işlemi, sonuçtan memnun olana kadar tekrarlayın. Sonuçta şunun gibi bir şey elde edeceksiniz:



Şu anda bile, ilk haline oranla oldukça etkileyici bir görünümü var. Bu noktadan sonraki hareketimiz bu görüntüyü sabitlemek olacak. Birbirine bir maske ile geçirmiş olduğumuz iki katmanı tam manası ile birleştirmek için, Layers menüsünden Flatten Image seçeneğini seçin. Bu hareketle iki katmanı tek bir katman haline getirmiş oldunuz.

Bu noktadan sonra tonlama dokunuşlarına yönelebiliriz. Photoshop'un Image -> Adjustments menüsündeki Auto Levels ve Auto Contrast araçları basit ve son derece etkili araçlar. Bu araçları kullanmanızı tavsiye ediyorum.

Bir araç daha var ki son derece dikkatli şekilde kullanılmalı. Image -> Adjustments -> Shadows/Highlights. Şu anda elinizdeki fotoğraf çok geniş bir kontrast aralığı içerdiğinden dolayı, bu fotoğrafta bu aracı kullandığınızda gerçekten çok güzel sonuçlara ulaşabilirsiniz. Fakat dikkatli kullanın, aşırı kullanıldığında fotoğrafı doğallığından uzaklaştırır. Tam performans için Show More Options seçeneğini açın. Genel olarak bilmeniz gereken iki şey, Shadow's bölümündeki skalalar gölgelerin parlaklığını, Highlights bölümündeki skalalar ise Parlak bölgelerin koyuluğunu ayarlar.



Ama harbi güzel gözüküyor değil mi? Hani sanki HDR olmuş diyor insan.

Pamukkale'nin son haline ve Denizli'de çektiğim diğer fotoğraflara buradan ulaşabilirsiniz.

Bu yazıda histogramı ve tonlamayı anlatmayı planlıyordum ama böyle bir fotoğraf yakalayınca hemen kullanmak istedim. Bir sonraki yazıya kaldı artık.

Işığınız bol olsun.

<-Önceki SayfaSonraki Sayfa->